Kelimelerin Ötesinde: Anlamın Ortak Zemininde Bir Karşılaşma Alanı Olarak Çeviri
2022 yılının soğuk bir şubat günü aniden gelişen birtakım olayların içinde kendimi bulduğumda, Macaristan’ın Miskolc kentinde bir emniyet merkezine doğru aceleyle yürürken, bir sergi afişiyle karşılaştım. Afiş, sokağın ucundaydı ve esen rüzgârın etkisiyle dalgalanıyordu. O dalgalanmaların arasında saniyelik de olsa sadece bir kereliğine afişin tamamını görebildim. Çok tanıdık biriyle göz göze gelmiş gibi hissettim. Afişte ismini ve tablosunu ilk kez orada gördüğüm Macar ressam Tivadar Csontváry Kosztka’nın Old Fisherman adlı eseri yer alıyordu; ancak dediğim gibi, tabloyu ilk kez görüyor olmam önemli değildi, resim bana bir şekilde tanıdık geliyordu. Miskolc’de resmîkurumların boğuculuğuyla geçen o bir gün boyunca, resimdeki yaşlı adamın bakışı zihnimde yankılanmaya devam etti. Miskolc’ün soğuğu ve içinde olduğum telaşe geride kaldığında, o yaşlı adamın bakışlarıyla yalnız kaldım. O bakışlar, daha önce bir metinde karşılaştığım bir figürü çağırdı zihnimde: Afişle karşılaşmamdan birkaç ay önce İngiliz Şiiri dersime konu olan Samuel Taylor Coleridge’in The Rime of the Ancient Mariner’ındaki yaşlı denizciyi. Bu karşılaşma, başlangıçta yalnızca kişisel bir çağrışım gibi görünse de zaman içinde daha temel bir soruya dönüştü. Bir şiir, bir resimde yeniden konuşabilir mi? Bu soruyu sormak, Csontváry’nin Coleridge’den etkilenmiş olabileceğini varsaymak anlamına gelmiyor. Yaptığım araştırmalar, böyle bir etkilenmeyi doğrulayacak herhangi bir tarihsel, biyografik ya da metinsel kanıt sunmuyor. Hatta iki ismin yan yana geldiği bir kaynak yok ve Csontváry’nin yazılarında da Coleridge’e dair bir iz bulunmuyor. Buna rağmen, bence iki eser arasındaki benzerlik yalnızca tematik değil, fazlaca sezgisel ve rahatsız edici bir düzeyde güçlü. Bu durum, beni doğrudan çeviribilimin merkezindeki bir tartışmaya getirdi: Anlam, yalnızca bilinçli bir aktarım yoluyla mı taşınır yoksa bazen ortak bir duygulanım alanında kendiliğinden mi yeniden üretilir?
Bu sorunun peşinden giderken, karşı karşıya geldiğim iki eserin bağlamına dönmek kaçınılmaz hale geldi. Old Fisherman, orijinal ismiyle Az öreg halász, Macar ressam Tivadar Csontváry Kosztka tarafından 1902 yılında resmedilmiştir. Yaşamı boyunca döneminin sanat çevreleri tarafından çoğu zaman anlaşılamayan Csontváry, ölümünden sonra modern Macar resminin en özgün ve sınıflandırılması güç figürlerinden biri olarak kabul edilmiştir. Eser bugün Miskolc kentindeki Ottó Herman Müzesi’nde (Herman Ottó Múzeum)sergilenmektedir. Tabloyu sıra dışı kılan, yüzeyde görünen yaşlı balıkçı figürünün aynı zamanda bir ayna yardımıyla ikinci, karanlık bir yüzü açığa çıkaracak biçimde kurgulanmış olmasıdır. Bu çift katmanlı yapı, eseri yalnızca bir portre olmaktan çıkararak içsel bölünme, ahlaki çatışma ve bilinç hâlleri üzerine kurulu çok katmanlı bir anlatıya dönüştürür. The Rime of the Ancient Mariner ise İngiliz Romantik şair Samuel Taylor Coleridge tarafından yazılmış ve ilk kez 1798 yılında Lyrical Ballads içinde yayımlanmıştır. Şiir, bir düğün konuğuna (Wedding-guest) kendi hikâyesini anlatmak isteyen yaşlı bir denizcinin, bir albatrosu öldürmesiyle başlayan suç, lanet, pişmanlık ve kefaret sürecini konu alır; insan ile doğa arasındaki etik ilişkiyi yoğun imgeler, tekrarlar ve bakış metaforu üzerinden işler. İki eser arasında doğrudan bir temas bulunmamasına rağmen, her ikisinin de benzer bir ahlaki kırılma anını merkeze alması, bu karşılaşmayı bilinçli bir aktarımın değil, ortak bir duygulanım alanının ürünü olarak düşünmeyi mümkün kılar
Not: Bu çalışmada şiire yapılan tüm göndermeler, Samuel Taylor Coleridge’in Hande Koçak tarafından Türkçeye çevrilen Yaşlı Denizcinin Ezgisi adlı eserinin Hasan Âli Yücel Klasikleri kapsamında yayımlanan Türkçe–İngilizce karşılıklı baskısı esas alınarak yapılmıştır.
Coleridge’in şiiri, daha ilk dizelerinde bakışı merkeze alır:
“By thy long grey beard and glittering eye, Now wherefore stopp’st thou me?
” Uzun kır sakalın, ışıldayan gözlerinle Niye durdurdun ki sen beni?
(Coleridge, 2018, Bölüm I)
Ancient Mariner’ın gücü, bedensel bir zorlama değil, bakışın taşıdığı anlamdır. Wedding-guest, bu bakış karşısında hareket edemez; anlatıya mecbur kalır. Csontváry’nin Old Fisherman’ında da figür izleyiciyle doğrudan göz teması kurar. Bu bakış ne davetkârdır ne de edilgen. İzleyiciyi durduran, sorgulayan ve tanıklığa zorlayan bir işleve sahiptir. Bu noktada tablo, şiirde sözcüklerle kurulanı, görsel bir dile çevirir. Tablonun bu yüzünde arka plan görece aydınlıktır. Deniz sakin, gökyüzü açıktır. Bu görsel düzen, şiirin lanet öncesi bölümündeki doğa tasviriyle örtüşür:
“The ship was cheered, the harbour cleared, Merrily did we drop…
” Gemi şenlendi, liman boşaldı Açıldık neşeyle…
(Coleridge, 2018, Bölüm I)
Old Fisherman (1902). Tivadar Csontváry Kosztka. Tuval üzerine yağlı boya. Ottó Herman Müzesi, Miskolc, Macaristan.
Burada hem şiirde hem tabloda dünya henüz çözülmemiştir ancak bakıştaki yoğunluk, yaklaşan kırılmayı haber verir. Çeviribilim açısından bu an, henüz gerçekleşmemiş bir suçun taşıdığı potansiyel anlamın görsel bir eşdeğeridir: Söylenmemiş olanın, ima yoluyla aktarılması. Şiirde kırılma, albatrosun öldürülmesiyle gerçekleşir:
“With my cross-bow I shot the ALBATROSS.”
Kundaklı yayımı kaptım ALBATROSu mıhladım.
(Coleridge, 2018, Bölüm I)
Bu noktadan sonra doğa düşmanca bir varlığa dönüşür. Fırtına, çürüme ve durgunluk başlar. Csontváry’nin tablosunun ayna yardımıyla görülebilen ikinci yüzü, bu dönüşümün görsel karşılığı gibidir. Bu versiyonda arka plan koyulaşır, figürün yüzü neredeyse şeytani bir ifadeye bürünür. Bakış artık yalnızca parlak değil, tehditkâr ve yargılayıcıdır. Coleridge’in şu dizeleriyle güçlü bir yankı kurar:
“I fear thee, ancient Mariner! I fear thy glittering eye.”
Korkuyorum senden Yaşlı Denizci! Korkuyorum senin ışıldayan gözünden.
(Coleridge, 2018, Bölüm I)
Buradaki korku, fiziksel bir tehditten değil, suçun bilgisine sahip olmaktan kaynaklanır. Tablodaki figür de izleyiciyi benzer bir konuma yerleştirir: Görmek, bilmek ve bu bilginin ağırlığını taşımak zorunda bırakır. Bu bağlamda tablo, şiirdeki etik yükü, sözcüksüz ama doğrudan bir görsel dile dönüştürür. Coleridge’in şiirinde lanetin çözülmeye başladığı an, Ancient Mariner’ın bilinçli bir tövbeden çok, içinden taşan bir pişmanlık ve şefkat hâliyle dua edebilmesiyle belirir:
“A spring of love gushed from my heart, And I blessed them unaware: Sure my kind saint took pity on me, And I blessed them unaware.”
Taştı kalbimden bir sevgi nehri Ve kutsadım onları bilmeden: Müşfik azizim belli ki insafa geldi Ve kutsadım onları bilmeden.
(Coleridge, 2018, Bölüm IV)
Bu dizelerde dua, sözcüklerle kurulmuş bilinçli bir ritüelden ziyade, suçun ağırlığıyla açılan bir iç kırılmanın sonucudur. Mariner, pişmanlığını ilan etmez aslında, onu yaşar. Csontváry’nin Old Fisherman’ındaki dua eden figür de benzer bir iç hali yansıtır: Eller yukarıya dönüktür ancak beden hâlâ yorgun ve çöküktür. Bu duruş, arınmış bir kurtuluştan çok, affa duyulan sessiz bir ihtiyaç hissini taşır. Şiirde sözcüklerle kurulan bu pişmanlık anı, tabloda bedensel bir jest ve duruş üzerinden yeniden anlam kazanır.
Ancient Mariner’ın laneti, ancak pişmanlık ve sevgiyle gevşer:
“The selfsame moment I could pray; And from my neck so free The Albatross fell off, and sank Like lead into the sea.”
Artık dua edebildiğim anda Boynumdan sıyrıldı kolayca Düştü Albatros, battı suya Dibe iniyordu, kurşun adeta.
(Coleridge, 2018, Bölüm IV)
Bu içsel dönüşüm, şiirde bir arınma anı olarak sunulur fakat lanet tamamen ortadan kalkmaz. Mariner, hikâyesini anlatmaya mahkûmdur. Csontváry’nin figürünün dua eder gibi duran elleri de benzer bir yarı-çözülmeyi ima eder. Ne şiirde ne tabloda mutlak bir kurtuluş vardır, yalnızca anlamın taşınmasına devam eden bir yük. Tam da bu noktada göstergelerarası çeviri sorusu daha da derinleşir: Her şey çevrilebilir mi? Bir şiir, bir resme dönüşebilir mi yoksa burada tanık olduğumuz şey, çeviriden çok ortak bir duygunun farklı göstergelerde yankılanması mıdır? Yoksa çevirinin kendisi tam olarak bu mudur? Çeviribilimin uzun süredir tartıştığı bu soru, dili merkeze alan yaklaşımların ötesine geçmeyi gerektirir. Çünkü anlam, her zaman sözcüklerde sabitlenen bir içerik değildir. Çoğu zaman deneyimle, hafızayla ve duygulanımla birlikte hareket eder. Bu nedenle göstergelerarası bir karşılaşmada mesele, bir metnin başka bir ortama birebir aktarılıp aktarılmadığı değil, hangi anlam katmanlarının korunabildiği, hangilerininse dönüştüğüdür. Eğer çeviriyi yalnızca dilsel bir aktarım olarak değil de bir bağlamdaki anlamın başka bir bağlamdaki temsili olarak düşünürsek, Csontváry’nin tablosunun Coleridge’in şiirinin bir “yeniden temsili” olduğunu söyleyebiliriz. Burada, bir kaynaktan hedefe yönelen bilinçli bir aktarımdan çok; suç, pişmanlık, yalnızlık ve kefaret gibi temel duyguların farklı gösterge sistemlerinde yeniden örgütlenmesi söz konusudur. Şiirde sözcüklerle, ritimle ve tekrarlarla kurulan bu duygusal yapı; tabloda bakış, beden duruşu ve arka planın ışık–karanlık karşıtlığıyla yeniden biçimlenir. Bu durum, çeviribilimde sıkça vurgulanan mutlak eşdeğerliğin imkânsızlığına rağmen anlamın tamamen kaybolmadığını, aksine başka bir biçimde varlığını sürdürebildiğini gösterir. Bu noktada önemli olan çevirinin sonucundan ziyade etkisidir. Ancient Mariner’ın bakışı Wedding-guest’i nasıl anlatıya mecbur bırakıyorsa, Old Fisherman’ın bakışı da izleyiciyi benzer bir tanıklık konumuna iter. Anlam, sabit bir içerik olarak değerlendirilemez, karşılaşma anında üretilen bir deneyim olarak ortaya çıkar. Dolayısıyla bu iki eser arasındaki ilişkiyi, birinin diğerinin yerine geçmesi olarak ele almaktansa, aynı duygulanım alanında birbirine temas eden iki ayrı ifade biçimi olarak düşünmek daha açıklayıcıdır. İnsanlığın duyguları ortaktır. Bu duyguların yoğunluğu, yönü ve ifadesi bireyden bireye değişse de temel yankı alanı büyük ölçüde aynıdır. Suç, pişmanlık ya da yalnızlık, her kültürde ve her dönemde farklı adlar alabilir ancak bu duyguların bedende ve bilinçte bıraktığı izler benzeşir. Bu ortaklık sürdükçe, anlam farklı biçimlerde de olsa taşınabilir ve tanınabilir kalır. Ve bu nedenle, küçük bir şehrin ara sokağında aceleyle yürürken bir bakışta, kalabalık bir caddede yanımızdan geçen bir yüzde, bir şiirin dizelerinde, bir müziğin melodisinde, bir tuvaldeki fırça darbelerinde hatta bazen de aynada Ancient Mariner’la göz göze gelmek sıra dışı değildir. Aksine, bu karşılaşmalar, anlamın kültürler ve göstergeler arasında dolaşımda olduğunun en somut kanıtıdır. Çünkü sanat, insanın kendi deneyimini başkasına aktarırken kullandığı en eski çeviri biçimlerinden biridir. Bu çeviri, sözcükler arasında değil; deneyimler, duygular ve tanıklıklar arasında gerçekleşir. Tam da bu nedenle, sanat yoluyla kurulan her karşılaşma, insan olmanın ortak zemininde gerçekleşen bir anlaşılma imkânı sunar.
Referanslar
- Coleridge, S. T. (2018). Yaşlı Denizcinin Ezgisi. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
- Csontváry Kosztka, T. (1902). Old Fisherman. [Tuval üzerine yağlı boya]. Ottó Herman Müzesi, Miskolc, Macaristan.

