Zengin İçerikleri ile KTUDELL Seminer Günleri

Zengin İçerikleri ile KTUDELL Seminer Günleri

Her yıl olduğu gibi KTÜ Batı Dilleri Edebiyatı Bölümü Seminer Günleri kapsamındaki çeviri oturumları, farkını ortaya koymaya ve öğrencilerin ilgi odağı olmaya devam ediyor. Çeviri alanında yapılan yenilikçi çalışmalara, bölümün çevirmen adaylarına ve çeviri araştırmacılarına gelin beraber göz atalım.

28-29 Aralık 2022 tarihlerinde gerçekleşen seminerlerde, Dr. Öğr. Üyesi Muhammed Baydere ve Öğr. Gör. Dr. Hilal Öztürk Baydere’nin danışmanlığında toplam yirmi sunum yapıldı. Tiyatro, kısa öykü ve çeviri araştırmaları alanlarında yapılan çeviri oturumlarına oldukça yoğun katılım gerçekleştiği gözlemlendi.

 

 

Dergimizin bu sayısında, söz konusu etkinlikten hareketle çevirinin ne gibi süreçlerden geçtiğine ve bir çevirmenin ne gibi özelliklere sahip olduğuna dair bazı gözlemlerimizi aktaracağız.

Çeviri alanında yapılan yenilikçi çalışmalara, bölümün çevirmen adaylarına ve çeviri araştırmacılarına gelin beraber göz atalım!

Kısa Öyküler

 

 

Pauline’s Passion and Punishment

Aynı zamanda yüksek lisans öğrencisi ve turizm rehberiolan Emel Türktekin, güçlü bir aşkı ve intikamı
konu alan Amerikalı yazar Louisa May Alcott’ın kaleminden Pauline’s Passion and Punishment adlı kısa öykü çevirisi paylaşımını yaptı.

Bu eserin her okur kitlesine hitap edebileceğini vurgulayan Türktekin, çevirisinde özellikle zamansal ve
mekansal farklılıkların belirleyici olduğunu vurguladı.

 

 

 

The Man In The Queue

Ergün Öncel tarafından çevrilen, İrlandalı yazar Josephine Tey’in kaleminden The Man In The Queue adlı dedektif romanının nasıl bir süreçten geçtiğine hep birlikte şahit olduk.

Öncel, çeviri kariyerindeki ilk somut adımı bu kitap çevirisiyle attığını söyleyerek sunumuna başladı.

 

 

 

Öncel, Türkçe ile tutarlı ve kabul edilebilir bir çeviri kazanımı için retorik soruların, eserde benimsenen modun, eseri şekillendiren feminist bakış açısının ve dedektiflik ile ilgili terminolojik bütünlüğün bağlamında yaptığı titiz araştırma sürecini aşama aşama detaylandırarak kendi çeviri sürecinde sağlam bir temeli nasıl attığını dinleyicileriyle paylaştı.

 

Adventure of the Case of Oscar Slater

Sevda Demirbaş, bizlere meşhur yazar Arthur Conan Doyle’dan yaptığı Adventure of the Case of Oscar Slater çevirisini sundu.

Çevirisinin temel motivasyonunu, ‘Türk kültüründeki Doyle külliyatının eksikliğini tamamlamak’ olarak ifade etti. Bu, Doyle hayranları için sevindirici bir haber olsa gerek. Demirbaş, çevirisinde özellikle mekânsal ve kültürel farklılıklardan dolayı kültürel adaptasyonların ön plana çıkabildiğini ve metindeki estetik dilde kaynaklanan anlaşılırlıktaki zorluğu aşmak için yer yer daha sade kullanımları tercih edebildiğini ifade etti.

 

 

 

Mrs. Zant and the Ghost

İngiliz yazar William Wilkie Collins’in Little Novels kitabından alınmış Mrs. Zant and the Ghost adlı kısa öyküsü, Şevval Özen adlı öğrenci tarafından çevrilmek üzere irdelendi.

Özen, bu eseri çevirme güdüsünü gizem, doğaüstü ve fantastik temaları seven genç okurlara hitap etmek olarak tanımlıyor. Ek olarak çeviri sürecini etkileyen bir dış faktörün okur kitlesi olduğunu
söylüyor. Okurun yaşı, cinsiyeti, yaşadığı bölge ve konuştuğu dilin; çevirmenin kullandığı dil ve üslubu önemli derecede etkilemekte olduğuna dikkat çekiyor.

Bir başka dikkat edilmesi gereken unsur ise kaynak metinde okurda canlandırılmak istenen duyguları, erek metne aynı etkiyi yaratacak şekilde aktarabilmektir. Bu korku ve gerilim içerikli hikâyenin mistik ve gizem dolu atmosferi okura aktarılamazsa, çevirinin istenen düzeyde ilgi görmesi zor hale gelebilir.

 

Original Stories

İleyda Akdeniz, feminist İngiliz yazar Mary Wollstonecraft’ın kaleme aldığı Original Stories From Life adlı çocuk kitabının çevirisini ele alıyor.

Peki bu süreçte Akdeniz’in ne gibi tespitleri oldu? Örneğin, kitabın dilinin çocuklara yönelik olması için sade ve anlaşılır olması gerektiğini vurguluyor. Bir çocuk kitabını çevirdiğine göre aynı zamanda ortaya çıkacak ürünün sıkıcı değil, aksine çocuklar için dikkat çekici olmasını bekleyebileceğimizi de ifade
ediyor.

Ancak yazıldığı dönemin 1788 yılı İngiltere’si olduğuna dikkat çekerek o dönemin şartlarını değerlendirip bir çeviri süreci yürütmenin önemli olduğunu da öğreniyoruz.

Bahsedilen dönemle bugünün arasındaki kültürel farkların yanı sıra kullanılan dilin farklılığı da çeviri sürecinin önemli unsurlarından biri olarak karşımıza çıkıyor.

 

Tales of the Fish Patrol

Amerikalı yazar Jack London’ın Tales of the Fish Patrol eserini inceleyip Türkçeye kazandıracak olan Enes Özkan, eserin bir derleme kitap olduğundan bahsederek konuşmasına başladı. Kitap, özel bir yaş
grubuna kitap etmemektedir, bu yüzden London’ın eserlerini okumayı seviyorsanız bu eseri okumaktan da zevk alabilirsiniz.

Analiz sürecinin önemli tespitlerin ortaya çıkmasını sağladığını gördüğümüz sunumda Özkan, kaynak metin ile hedef metnin zaman ve yer kavramlarını karşılaştırırken şu sonuçlara vardı: Kaynak metin, 20. yüzyılda ana dili İngilizce olan Amerikan toplumu için kaleme alınmışken, hedef metin 21. yüzyıl Türk okurlarına hitap ediyor. Eser, konu olarak yasadışı balıkçılığı ele alıyor. Özkan, ülkemizde de benzer sorunların hakim olduğunu savunuyor ve bu durumu, eseri okurken daha kolay bağlantı
kurulabileceği ile ilişkilendiriyor.

Moon-Face ve The Shadow And The Flash

Amerikalı yazar Jack London’a ait olan Moon-Face ve The Shadow And The Flash adlı kısa öyküler Mehmet Demircan tarafından çevriliyor.

Eserler, 20. yüzyıl Amerika’sında yazılmış, şimdi ise 21. yüzyılda Türkiye’de yayımlanacaktır. Elbette hem zaman hem de yer kapsamında birçok değişim olduğunu düşünüyoruz. Bu doğrultuda Demircan, dilde değişiklik gösteren bazı kelimeleri dinleyicileri ile paylaştı. Bu arada, çevirdiğimiz metinler önce bizim ilgimizi çekmeli ki işimizi en güzel şekilde yapalım. Söz konusu eserler, kısa öykü türünde bilim
kurgunun ilk denemeleridir. Oldukça merak uyandırıcı olması, Demircan’ı çeviri yapmaya iten etken olmuş.

Dil bilgisi kullanımına geldiğimizde her metnin kendine özel bir tonunun olduğunu bir kez daha gözlemledik.

Örneğin, Demircan, Moon-Face öyküsünde durakları göstermek için ‘kısa çizgilerin’ kullanıldığını belirtti. (Bkz. ‘…then the laugh’, ‘You know a puddle’, ‘with one’s naked fist- faugh!’).

Ayrıca vurgu yapmak için kelimelerin zaman zaman büyük harflerle yazıldığını görüyoruz. Demircan’ın çalışmasında da gördüğümüz gibi iyi bir çevirmen, eserinde bulunan noktanın ve virgülün bile nerede kullanıldığını da araştırmalıdır.

“Zor lakin eğlenceli bir süreçti.” diyerek Demircan sözlerini noktaladı.

 

Woman of the Woods

Kevser Kalkan adlı öğrenci, Amerikalı yazar Abraham Grace Merrit’in Türkçeye daha önce çevrilmemiş olan Woman of the Woods adlı eserini Türk edebiyatına kazandırmayı hedefliyor.

Kalkan, mitolojik figürleriçeren bu korku hikayesini çevirerek Türkiye’deki gençlere ve yetişkinlere
Merrit’in eserini tanıtmayı amaçlıyor. (Bunu yaparken de bir çevirmenolarak önce kaynak metni daha
iyi anlayabilmek için kendisine belli başlı sorular sormasını sağlayacak Nord’un modelinden faydalanıyor.)

Bu analiz süresinde, kaynak metinle erek metnin arasındaki zamansal, tarihsel ve kültürel unsurların farklılıklarını göz önünde bulundurması gerekiyordu. Peki kaynak metnin yazıldığı zaman, erek metni nasıl etkiler? Örnek verecek olursak, 1920’de yazılan İngilizce ile günümüz İngilizcesi farklılık gösterebilir. İşte Kalkan’ın elindeki eserde tam olarak böylesi bir durum söz konusu. Eserde, Eski İngilizce kullanımı ile verilmiş kelimeler bulunuyor.

 

The Romantic Adventures of a Milkmaid

İrem Afacan, İngiliz yazar Thomas Hardy’nin daha önce Türkçeye çevrilmemiş The Romantic Adventures of a Milkmaid başlıklı kısa öyküsünün çevirisiyle karşımızdaydı.

Temel amacını, Hardy’nin eserlerindeki insanlık ve doğa kavramlarını literatürümüze kazandırmak olarak ifade eden Afacan, bunu gerçekleştirirken önceki eser çevirilerini
incelediğini, çevirisinde metaforik ve betimleyici bir dilin ön plana çıktığını vurguladı.

“Çeviride bir yazarın üslubu, tonlaması çok önemlidir.” diyerek tüm çalışmasında buna dikkat ettiğini de vurguladı ve sözlerine şöyle devam etti: “Bunları öğrenmek için her şeyden önce yazar ve eser bağlamında birçok araştırma yapılmalıdır. Yazarın kendisine özel yarattığı anlamlar ve kelimeler öğrenilmelidir, böylelikle okuyucuya yazarın vermeyi amaçladığı anlam doğru şekilde yansıtılabilir. Bunu yaparken bazı kelimelerin veya ifadelerin bizde tam karşılığı olmayabilir, bunları saptayıp güzel bir uyarlama yapabilmek de başarılı bir çevirmenin özelliklerindendir.”

Afacan, bizlere bir çeviride kaynak metnin yayımladığı ve hedef metnin yayımlayacağı zaman diliminin dikkate alınması gerektiğinin ayrıca altını çizdi. Çünkü dil her zaman değişen canlı bir varlıktır; dildeki değişimlere uyum sağlamak ve cümlelerini ona göre seçmek de çevirmenin vazgeçilmez görevleri arasında yer alır.

Son olarak Afacan’ın, Thomas Hardy’nin eseri adına bir ön söz yazabilmek için çalışmalarını titizlikle devam ettirdiğini gözlemledik.

 

 

The Distracter Preacher

Başka bir Thomas Hardy eseri, The Distracter Preacher, bu kez Emre Karataş tarafından çevrilerek okurlarıyla buluşuyor.

Karataş’ın bu çeviriye başlama motivasyonunu, Hardy sevenlerine Viktorya Dönemi’nin dini görüşlerini yansıtmak oluşturuyor.

Karataş, Türkiye’de kitabın yazarına dair doktora ve yüksek lisans tezlerinin dahil olduğu toplamda otuz üç akademik çalışma yapıldığını söylüyor.

Moths in the Arc Light

Sümeyye Aydın’ın, Amerikan yazar ve toplumsal eleştirmen Sinclair Lewis’in Moths in the Arc Light adlı kısa öyküsünü literatürümüze başarılı bir şekilde kazandırmayı hedeflediğini görmek bizleri heyecanlandırıyor.

Kaynak metnin2 0. yüzyıl Amerikan okurları için yazılmış olduğunu ve çeviriyle okur kitlesinin günümüz Türk okuyucuları olarak değiştiğini belirten Aydın; metnin işlevinin Lewis’in dili estetik boyutta kullanmasıyla anlatımcı bir metin olarak karşımıza çıktığını ifade ediyor. Bu edebi metnin içeriğine değinecek olursak türüne uygun yer ve karakterlere ilişkin birçok betimlemenin kullanıldığını öğreniyoruz.

Aydın; Manhattan gibi bazı yer adlarının hedef dilde bilindiği varsayımlarından bizlere bahsediyor. Yazarın kullandığı sözcükleri analiz ederken Aydın’ın tespitlerine gelin beraber göz atalım. Metnin tamamının İngilizce dilinde yazılmadığını, örneğin içinde birkaç Fransızca kelime barındırdığını gözlemliyoruz. Ayrıca sözcüklerin günlük dili yansıtması, daha kolay anlaşılabilir bir metin ortaya koyuyor. Bu belki Aydın’ın işini kolaylaştırmış olabilir; fakat metnin içindeki sokak dili örneklerini
çevirmek iki kültür arasındaki farklardan ötürü biraz zorlayıcı olacak gibi gözüküyor.

 

The Open Door

Bir diğer öğrenci Ayşenur Sönmez, İrlandalı yazar Charlotte Riddell’in Weird Stories kitabında yayımlanan ve ilk kez Türkçeye çevrilecek olan The Open Door adlı kısa öykünün çeviri sürecine hazırlığı sırasında Nord’un çeviri odaklı metin analizi modeline dayanan bir araştırma süreci yürüttüğünden söz ediyor. Bu model ise çevirmenin, erek metne varmadan önce kaynak metni anlayıp analiz etmesini amaçlar. Çevirmen adayı Sönmez’in kaynak metninde analiz ettiği birkaç unsura
değinelim.

İngiltere’nin Londra şehrinde üretilmiş olan bu eser, Türkiye’deki okurlarla kavuşturulmak için çevriliyor. Bu bilgiyi göz önünde bulundurarak çevirmen adayımız Sönmez’in hem kültürel hem de dilsel farklılıkların yarattığı sorunları, çeviri sürecinde çeşitli stratejiler aracılığıyla çözüme kavuşturmaya çalışacağını anlıyoruz.

 

 

The Haunted and the Haunters

Beyza Günaydın adlı öğrenci, daha önce Türkçeye hiç çevrilmemiş olan bir korku hikayesini dilimize kazandıracaktır. Bu hikayeyse İngiliz ve politikacı yazar Edward Bulwer-Lytton’ın The Haunted and the Haunters adlı eseridir.

Günaydın’ın bu çevirideki amacının, kaynak metindeki edebi işlevleri koruyup aktarmak olduğunu öğreniyoruz. Bunu yaparken de hikâyenin geçtiği yeri erek metne aynen yansıtmanın gerektiğini savunuyor.

Lytton eserlerinde birçok Gotik geleneğe bağlı kalan bir isim. Bundan dolayı metnin işlevini de İngiliz Gotik edebiyatını Türk edebiyatına taşımak olarak nitelendirebiliriz.

 

All The Way To Fairyland

Şevval Dinçer adlı çevirmen adayı, İngiliz yazar Evelyn Jane Sharp tarafından kaleme alınan All The Way To Fairyland adlı çocuk hikayesini çevirmeyi hedefleyerek daha önce fazla bilgi sahibi olmadığımız feminist çocuk edebiyatına katkıda bulunuyor.

Metnimizin işlevine gelecek olursak tabii ki de bir çocuk eserinin olmazsa olmazı, okuru eğlendirirken eğitmeyi amaçlamasıdır. Bunlara ek olarak, hem kız çocuklarını bilinçlendirmenin hem de onlara farklı bakış açıları kazandırmanın bu metnin hedefleri arasında olduğunu görüyoruz

Kullanılan dile baktığımızda ise hikayeler, çocuklar için yazıldığından bol diyalog içeren sade cümlelerle karşılaşıyoruz.

Tiyatro Çevirileri

The Countess Kathleen

İrlandalı yazar William Butler tarafından kaleme alınan ve daha önce Türkçeye çevrilmemiş olan The Countess Kathleen adlı eseri, Özlem Şenler’in çeviriyor olduğunu duymak bizleri onurlandırdı.

Tiyatro çevirisinde dikkat edilmesi gereken unsurlar, Şenler tarafından bizlere aktarıldı.

Buna göre tiyatro; roman ya da şiir çevirisinden farklıdır. Bu nedenle metne ek olarak oyunculuk tarzları, vücut dili ve sahnenin fiziksel düzeni gibi çeşitli faktörleri dikkate almak gerekir.

Tiyatro anlayışı kadar görsel ve işitsel unsurların da dikkate alınmasının öneminin vurgulandığını görüyoruz.

Şenler’in yaptığı paylaşımda şu sorular hakkında fikir yürütmenin önemine hep beraber şahit olduk:
‘Oyunun tarzı nedir?’ ‘Seyircinin beklentisi nedir?’
‘Oyunun estetik bir yapısı var mıdır?’
Önem vermemiz gereken bir diğer unsura ise metinde kullanılan dilin yapısını örnek verebiliriz. Bazı benzetmeler, mecazlar, kaynak metnin dili dışındaki başka dillerden kelimeler eserde yer alıyor.

Şenler’in paylaşımında gördüğümüz bu örnek, İngilizce kaynak metnin içerisinde yer alan İrlandaca karşılığını gösteriyor.

How He Lied To Her Husband

Tiyatro alanında çeviri yapan bir diğer öğrenci Büşra Karabulut Korkut’un, Türk tiyatrosunda oynanmaya hazır hale getirdiği, İrlandalı yazar George Bernard Shaw’ın How He Lied To Her Husband adlı tek perdelik komedi oyununu çevirerek Türk tiyatrosuna katkıda bulunması, biz gençler gibi tiyatro severleri mutlu ediyor.

Kitap olarak yayımlanması planlanan eser, tiyatrolarda oynanabileceği gibi dizi veya film olarak da uyarlanabilir nitelikte. Böylece beyaz perde hayranları da bu eserin tadını çıkarabilir.

Çeviri Araştırmaları

Disco Elysium

Şimdi ise tüm oyun severleri buraya çağırıyoruz! Hepimiz az ya da çok bilgisayar oyunu oynamışızdır hatta dilimizi geliştirdiğimizi düşünüp bazen kendimizi ders çalışıyoruz diye rahatlatmışızdır. Peki, kendi dilimizde olmayan oyunların Türkçeye kazandırılması süreçlerinde neler oluyor?

Ünlü, ZA/UM tarafından geliştirilen ve yayınlanan bir rol yapma video oyunu olan ‘Disco Elysium’ çevirisi üzerinden bizlere oyun çevirisi alanı, kullanılan araçlar, gerekli beceriler, dünyadave Türkiye’de oyun çevirisi ile ilgili oldukça ilginç bilgiler verdi. Ünlü, oyunun Türkçe versiyonu üzerinde yapmakta olduğu incelemesinin sonuçlarını ise önümüzdeki süreçte ortaya koyacak.

 

 

Makine Çevirisi Üzerine

Rümeysa Nur Çakmak’ın çalışmasını inceleyelim. Çakmak, son zamanlarda artış gösteren makine çevirisinin kullanımı ve buna bağlı kalite sorunlarından hareketle, 2017’de Jan Pedersen isimli bir araştırmacı tarafından geliştirilmiş ve üstelik Türkiye’de ve Türkçe bağlamında daha önce hiç kullanılmamış FAR modelini (Functional equivalence, Acceptability, Readability) kullanarak alt yazı çevirisinin kalitesini inceliyor. Birleşmiş Milletler tarafından ortaya koyulan Sürdürülebilir Kalkınma hedeflerinden ‘iklim eylemi’ temasına hizmet edecek bir araştırma yürüten Çakmak, iklim değişikliği ile ilgili içeriklerin paylaşımında kullanılan otomatik altyazı çevirisi üzerine yaptığı çalışmasında inceleme nesnesi olarak IPCC adlı YouTube kanalını kullanıyor.

 

 

Makine Çevirisinin Öğrencilerin Yazma Yeteneklerine Etkisi

Bir diğer ilgi çekici içeriğimiz Esra Yüksel tarafından bizlere sunulan ‘Makine Çevirisinin Öğrencilerin Yazma Yeteneklerine Etkisi’ adlı çalışma.

Öğrencilerin kendi kendilerine İngilizce öğrenme süreçlerinde, makine çevirisinin olası katkı ve etkinliğini ölçmeyi amaçlayan Yüksel, öğrencileri de araştırma sürecinin parçası kılıyor.

Yüksel, çalışmasından elde edilecek verilerin Birleşmiş Milletler’in ortaya koyduğu Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nden ‘nitelikli eğitim’ alanına katkı sunacağını vurguluyor.

 

 

The Lord of the Rings Eserinin Çevirisinin İncelemesi

Aysima Ağırbaş’ın sunumunu da pürdikkat dinleyip sunumundan etkilendik. Ağırbaş, hepimizin tanıdığı meşhur İngiliz yazar J.R.R. Tolkien’ın The Lord of the Rings eserinin mevcut Türkçe çevirisinin incelemesini, çeviri bilimin çeşitli kavramları üzerinden incelemeyi amaçlamaktadır.

İlgili eserin kaynak metninde var olan çok sayıda doğal ve yapay dilin, Türkçe çevirisinde karşılanmaya çalışılması gerçekten ilginç bir tablo oluşturuyor. Aynı zamanda geleneksel anlamda bir dilden başka bir dile aktarım olarak düşünülen çeviri kavramının sınırlarının tekrar sorgulanabileceğine dair bir örnek de teşkil ediyor.

Tiyatro ve kısa öykü çevirilerinden çeviri araştırmalarına kadar birçok gözlemimizi sizlerle paylaştık.

Bölümümüzde her yıl düzenlenen, bölümümüzün çevirmen adaylarının ve çeviri araştırmacılarının sunduğu birbirinden ilgi çekici ve ufuk açıcı seminerlere sizleri de bekliyoruz!

Authors

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Notify of
guest

0 Comments
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x