TRANSLATIONS

Bir Çeviri Çalışması: Büyük Dönüş

Merhaba benim adım Yunus Emre Özdemir. Karadeniz Teknik Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü hazırlık sınıfı öğrencisiyim. Bu çalışma, henüz Türkçeye çevrilmemiş olan The Great Return adlı eserin ilk bölümünün tarafımdan Türkçeye yapılan çevirisini kapsamaktadır. Yabancı dil ve çeviri alanına olan ilgim doğrultusunda, bu eseri Türkçe okurla buluştururken hem kendimi geliştirmeyi hem de edebiyata katkı sunmayı amaçladım.

BÜYÜK DÖNÜŞ

Bölüm I: Esrarengiz Haberler

Gazetelerin kuytu köşelerinde unutulmuş ve kaybolmuş tuhaf şeyler vardır. Birkaç yıl önce Londra basınında yer alan ve şimdiye dek okuduğum en olağanüstü haberlerden biri olan o metin, sık sık aklıma gelir. Bu haber, iyi bilinen ve saygın bir haber ajansına aitti; sanırım bütün gazetelerde de yer almıştı. Gerçekten şaşkınlık uyandırıyordu.

Haber metnini anlamak için değil -zira bu pek mümkün görünmüyor- ama en azından bu metnin ortaya çıkmasına sebebiyet veren olayları kavramak için bilinmesi gerekenler şunlardır: Tibet’i işgal etmiştik; ülkedeki hiyerarşi içinde sorunlar baş göstermişti ve Taşai Lama olarak bilinen bir dinî figür bize, Hindistan’da, sığınmacı olarak alınmıştı. Taşai Lama, bir Budist tapınağından diğerine ibadet etmeye gitmiş ve en sonunda Budizm için kutsal bir dağa ulaşmıştı; ancak adını hatırlamıyorum. Ertesi sabah gazetede şu yazıya rastladım:

“Taşai Lama Hazretleri dağa çıktı ve yüce bir dönüşüm yaşadı.” - Reuter

Hepsi bu kadardı. Ve o günden bugüne, bu ilginç olay hakkında ne bir kelime ne de bir açıklama duydum.

Görünüşe göre söylenecek başka bir şey yoktu. Reuter, olayın aslını basit bir şekilde aktararak görevini yaptığını düşünmüş ve böylece konu kapanmıştı. Bildiğim kadarıyla, hiç kimse herhangi bir gazeteye Reuter’in bu sözlerle neyi kastettiğini veya Taşai Lama için bunun ne anlama geldiğini sorgulamamıştı. Kimse bu olayı umursamıyordu ve bu yüzden bu garip olay -eğer böyle bir olay varsa- bir anlığına gündemde yer bulmuş ve ardından ilgi başka konulara yönelmişti. Bu durum, dikkat çekici olayların aniden ortaya çıkıp gözümüze sokulduktan sonra kara bir perdenin arkasına çekilerek görünürden kaybolmasının örneğidir. Ama bunun gibi tür başka örnekler de biliyorum. Birkaç yıla bir, gazetelerde “poltergeist” olarak adlandırılan tuhaf yaratıkların davranışlarına dair ilginç hikayeler ortaya çıkar. Bazen, genellikle ıssız kasabalarda, bazı evler aniden dehşet verici bir bombardımana tutulur. Mesela görünürde hiçbir güç yokken kocaman taşlar evlerin camlarından içeri atılır; bacalardan aşağı düşer. Zaman zaman tabaklar, bardaklar ya da fincan altlıkları raflardan mutfağın ortasına kadar yuvarlanır ve kimse bunun nedenini açıklayamaz. Bazen de üst katta, büyük bir karyola ve bir iki eski sandığın sanki çılgın bir bale 201 gösterisi yapıyormuş gibi yerde zıpladığı duyulur. Ara sıra bunun gibi olaylar tüm mahalleyi telaşlandır; sonra bir Londra gazetesi olayı araştırması için bir muhabir gönderir. Pazartesi günü bu araştırmacı yarım sütunluk bir yazı yazar, salı günü ise birkaç paragraf daha ekler ve ardından şehre geri döner. Hiçbir şey açıklanmaz, konu zamanla kayıplara karışır ve hiç kimsenin de bir daha umurunda olmaz. Olaylar bir iki gün basında yer aldıktan sonra, Avustralya’nın kurak bölgelerinde yağmur yağınca ortaya çıkan şiddetli ama geçici akıntılar gibi kaybolup gider. Bu olağanüstü olaylar ve bunlara dair haberlerle ilgili garip umursamazlığın tamamen açıklanamaz olduğunu varsayıyorum. Söz konusu olaylar, bir bakıma, kazalar veya talihsizlikler de olabilir. Yani ne bilinçli olarak yapılırlar ne de özellikle istenirler. Sanki aydınlık bir dünyanın karanlık tarafına aittirler; bir anlığına perde havalanır ve küçük bir aralıktan hızlıca gözüküp tekrar görünmez olurlar. Biz de bir süreliğine bu ruhani olayları gördük sanarız fakat sanki Mr. Kipling' in “Hayat ve Ölümün Efendileri” olarak adlandırdığı karakterler, sanrımızı doğrulamamızı engeller. Zaten bizim işimiz bizden yüce olanlarla ya da bizden aşağı olanlarla, fakat her halükârda bizden farklı olanlarla ilgilidir. Fakat çoğu zaman, bizi ilgilendirmeyen şeylerle oyalanmamıza izin verilmez. Bu nedenle, Lama’nın yüce dönüşümü ya da “poltergeist” olayları gün sonunda bizim meselemiz değildir; olanları duyduğumuzda umursamaz bir ifadeyle kaşlarımızı kaldırır ve yolumuza devam ederiz. Sanata veya matematiğe giden yolumuza…

Şunu belirtmek gerekir ki, anlattığım bu haberlere karşı güçlü bir kişisel inancım yok. Bana göre, Reuter’in iddia ettiklerine rağmen Lama gerçekten yüce bir dönüşüm geçirmemiş olabilir. “Poltergeist” olarak adlandırılan öcüler de Mr. Andrew Lang’ın öne sürdüğü iddialara rağmen, büyük olasılıkla gerçekte yalnızca herhangi bir çiftlikteki herhangi bir hizmetçi kız olan yaramaz Polly’dir. Başka bir şey daha söyleyecek olursam, bu esrarengiz olaylardan herhangi birini, geçen yaz gözüme çarpan tesadüfi bir haberle aynı kefeye koymakta haklı olur muyum, emin değilim. Çünkü o haber aslında esrarengiz bir şey söylemiyordu, en azından ilk bakışta. Doğrusu, bir zamanlar ziyaret ettiğim ve tuhaf bir şekilde bu ziyaretten etkilendiğim bir yerin adını o haberde görmeseydim hiç devamını okumaz hiç de bir tuhaflık sezmemiş olurdum. “Poltergeist”ler gerçekten başka boyutlardan gelen canavarlar olsaydı bile, bu haberde yazanların diğer her esrarengiz ve açıklanamaz haberlerde yazanlardan daha inanması güç bir noktada olurdu. Çıkan haberde Arfonshire’ın deniz kenarında küçük bir kasabası olan Llantrisant kasabasıyla ilgili sözlerin ardında çok daha enteresan şeyler vardı; yüzeyden bakıldığında görülmeyen. Alıp sakladığım bu gazetede şu ifadeler yer alıyordu:

LLANTRISANT. — Mevsim oldukça elverişli görünüyor: dün öğle saatlerinde deniz suyu sıcaklığı 65 dereceydi. Son zamanlardaki “Yeniden Doğuş”ta dikkat çekici bazı olayların meydana geldiği söyleniyor. Ancak söz konusu ışıklar son zamanlarda gözlemlenmemiştir. “The Crown.” “The Fisherman’s Rest.”

Kesinlikle yazı dili çok tuhaftı ve gazeteler hakkında biraz bilgim olduğundan, "tmesis" ya da kesme olarak adlandırılan söz sanatının çok fazla kullanıldığını düşünüyordum. Yerel muhabirin abartılı anlatımı, Flest Street’teki bir uzman tarafından biraz da olsa normale indirgenmişti.

Zavallı insanları telaşlandırmıştı; o “ışıklar” ne anlama geliyordu? Hangi hoyrat editör kalemi, kim bilir hangi garip ayrıntıların üzerini çizip yok etmişti de haber bu anlamsız haline gelmişti? Bunlar haberi gördüğümde aklımda yankılanan ilk sorulardı. Sonra, hâlâ Llantrisant’ı nasıl keşfettiğimi ve onu ne kadar tuhaf bulduğumu düşünmeye devam ettim. Ardından haberi tekrar okudum. Kısa bir süre sonra bariz açıklamayı fark edememiş olmama üzüldüm. Bir anlığına kara deniz fark etmeksizin her yerde herkesi korkutan, söylentilere yol açan ve dehşete düşüren o haince sinyaller ve yanıp sönen ışıklarla dolu savaş döneminde olduğunu unutmuştum. Şüphe yoktu, herhangi birisi herhangi masum bir çiftlik evinin pencerelerini veya bir pansiyonun ışıklarını izlemişti bir süreliğine ve haberde geçen, bir süredir gözlemlenmeyen, o ışıklar da bu olmalıydı işte.

Fakat çok geçmeden anlamıştım ki Llantrisant muhabirinin aklında o söylentiler, hain sinyaller ya da yanıp sönen savaş ışıkları yoktu, bambaşka bir şeyden bahsediyordu. Ama yine de ne biliyoruz, değil mi? Yanılmış olabilir; haberin derinlerinde yatan ve hiddetlenecek olan o kıvılcım, kıyıya yanaşan bir geminin liman fenerinden başka bir şey olmayabilirdi belki de. Muhtemelen de birkaç mil ötedeki Sarnau kasabasındaki bir doktorun lambasıydı. Son zamanlarda, bilinçli ya da bilinçsiz yalan söylemenin mucizelerini incelemek için harika fırsatlarım oldu ve aslında bu yoldaki neredeyse inanılmaz denebilecek başarılar elde edildi. Llantrisart’taki ışıklarla ilgili daha az olası durumu açıklamaya meyilli olmamım nedeni, bu açıklamanın gazete paragraflarında söz edilen “etkileyici ve kayda değer olaylar” tanımına uygun görünmesidir.

Sonuç olarak, dedikodular ve söylentiler tamamen kulaktan dolma bilgiler yaysa da ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Diğer yandan, Croeswen, Llantrisant’ta yaşayan Olwen Phillips vakasında, saygın iki cerrahın bedenin bir tür “yeniden dirilişi”nden söz ettiğini göz önünde bulundurursak, bu tür olayların hiç gerçekleşmediğini söylemek yalnızca bir aptallık olur. Sonuçta, bir zamanlar bir kız vereme yakalanmıştı ve neredeyse birkaç saat ömrü kalmıştı ama şu an hayatta ve yaşam dolu. Bu yüzden, o hiddetlenme potansiyeline sahip, şu anda cılız olan kıvılcımın yalnızca Galli denizcilerin hayal gücünden doğmuş bir gemi ışığı olduğuna inanmıyorum.

Hız kesmeden anlatımıma devam etmeliyim. Haberin yayımlandığı tarihi not almamışım bu nedenle kesin tarih veremeyeceğim ama Haziran ayının ikinci veya üçüncü haftaları arasında bir gün olduğunu anımsıyorum. Onu kesip saklamamın bir nedeni Llantrisant’la ilgili olmasıydı, bir diğer nedeni ise “dikkat çekici olaylar” ifadesiydi. Böylesi olaylara merakım var ama aynı zamanda şu talihsizliğe de sahibim: yaşananların gerçekliğini kabul etmeden önce kanıt arıyorum. Yine de bir gün bu tür olaylara dair bir tür teori ya da açıklama geliştirebileceğime dair içimde sönmeyen bir umut taşıyorum.

Fakat şu anda, geçici bir çözüm olarak “yapboz doktrini” adını verdiğim bir görüşe sahibim. Bu şu demek; bu gibi esrarengiz ve eşi benzeri olmayan olayların tek başına genellikle bir önemi yok.

Tesadüf, şans ve araştırılamayan sebepler zaman zaman bulutlardan ateşli ejderhalar, her bir özelliği eksiksiz bir şekilde seçkin bir devlet adamına benzeyen patatesler, hatta bir kartala ya da bir aslana benzeyen sıradan kayalar yaratabilirler. Fakat gün sonunda, bütün bunlar kendi başına bir şey ifade etmez. Fakat o garip şekillere sahip bulutların, patateslerin ya da kayaların, aslında birbirleriyle uyumlu olduğunu ve çok daha büyük bir tasarımın parçaları olduğunu fark etmektir. İşte o zaman araştırma ilginç ve hatta şaşırtıcı olur; o zaman bir tuhaf parça diğerini doğrular ve farkına varılan büyük tasarım her bir parçanın varlığına mantıklı bir sebep verir.

Llantrisant hakkındaki bu haberi okuduktan, hatta okumakla kalmayıp gazeteden bu haberin olduğu kısmı kesip sakladıktan bir hafta ya da on gün sonra, o bölgede küçük bir tatil yapan arkadaşımdan bir mektup aldım.

“Bunun ilgini çekeceğini düşünüyorum,” diye yazmıştı, “Llantrisant’ta ritüel uygulamalara başlamışlar. Geçen gün kiliseye girdim; her zamanki nemli mahzen kokusu yerine, içerisi adeta tütsü kokusuyla doluydu.”

Bunun doğru olamayacağını biliyordum. Yaşlı papaz koyu bir Evanjelistti; kilisesinde tütsü yakmaktansa sülfür yakmayı tercih edecek kadar katı biriydi. Bu yüzden arkadaşımın mektubunu tam olarak anlayamadım ve birkaç hafta sonra, bu durumu ve Llantrisant’taki diğer dikkat çekici olayları araştırmak üzere Arfon’a gittim.

*Bu çevirinin mevcut halini almasında yardımlarını esirgemeyen Irmak Çiçekli ve Rumeysa Çakmak’a teşekkürlerimi sunarım.

Referanslar
- Machen, A. (1915). The Great Return. London Faith Press.

Author

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Notify of
guest

0 Comments
Oldest
Newest Most Voted
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x