TRANS-NATION

Çeviride Kadının Sesi

Çeviri dünyasında, kökeni 17. yüzyıl Fransa’sına kadar uzanan ve bugün bile yankıları duyulan ilginç bir benzetme vardır: "Les belles infidèles", yani "güzel sadakatsizler". Bu deyiş, çeviriyi bir kadına benzeterek onun ya "güzel" ya da "sadık" olması gerektiğini savunur. Eğer bir çeviri akıcı ve güzelse orijinal metne ihanet ettiği, eğer kelimesi kelimesine sadıksa sönük ve ruhsuz kaldığı varsayılır. Bu ifade, sadece edebî bir polemik değil, aslında çevirmene yüzyıllardır biçilen o "sessiz ve pasif aracı" rolünün de bir özetidir. Çevirmenden beklenen, yazarın gölgesinde kalması ve kendisine emanet edilen metne "itiraz etmeden" sadakat göstermesidir.

Peki, bu "sessizlik" her zaman mümkün müdür? Ya da daha önemlisi, dilin kendisi bu kadar tarafsız mıdır? Feminist çeviri kuramı, işte bu "sadakat" kavramını masaya yatırarak uyanışını gerçekleştirir. Şunu fark ederiz: Sadakat, sadece kelimelere değil, bazen o kelimelerin arkasındaki adalete de borçludur. Eğer bir metne "kör bir sadakatle" bağlı kalmak, o metindeki cinsiyetçi yargıları veya kadını yok sayan dili olduğu gibi aktarmak anlamına geliyorsa, çevirmen burada sessiz bir köprü mü olmalıdır, yoksa müdahale eden bir ses mi? Bu soru, çeviriyi sadece dilsel bir araç olmaktan çıkarıp toplumsal bir farkındalık alanına dönüştürür.

Feminist çevirinin Türkiye'deki serüveni, bir toplumsal hafıza yolculuğu gibidir. Damla Göl’ün (2015) detaylandırdığı gibi, 1980 sonrası Türkiye’sinde çeviri yeni bir dünya kurma çabasıydı. O dönemde Kadın Çevresi Yayınları gibi oluşumlarda bir araya gelen kadınlar, daktilo başlarında sadece kitap çevirmiyorlardı; bugün kullandığımız pek çok kavramın dilimizdeki karşılıklarını bulmaya çalışıyorlardı. Göl’ün analizine göre, bu çevirmenler metne "müdahale ederek" dildeki eril boşlukları doldurdular ve çeviriyi bir aktivizm alanına dönüştürdüler.

Peki, bu müdahale pratikte nasıl karşımıza çıkıyor? Sinem Bozkurt (2014) gibi araştırmacıların vurguladığı womanhandling (metne kadın eliyle müdahale) kavramı, feminist çevirmenin kullandığı stratejileri tanımlar. Bunlar rastgele yapılmış hatalar değil, bilinçli politik tercihlerdir:

Supplementing (eklemeler): Metindeki eril veya sorunlu görünen kısımların dipnotlarla veya ek açıklamalarla görünür kılınması.
Prefacing (görünürlük): Çevirmenin bir önsöz yazarak, metinle kurduğu ilişkiyi ve neden belirli kelimeleri seçtiğini okura doğrudan anlatması.
Hijacking (metni ele geçirme): Metindeki cinsiyetçi ifadeleri, anlamı bozmadan ama toplumsal bir eleştiriyle yeniden kurmak. Bu teorik çerçevenin en dokunaklı örneklerinden birini Sylvia Plath’in The Bell Jar (Sırça Fanus) eserinde görürüz. Ana karakter Esther’in içsel sıkışmışlığını ve toplumsal roller altındaki ezilmişliğini çevirirken seçilen dil, metnin sarsıcılığını doğrudan belirler. Karakterin hislerini "geleneksel" bir dille değil de o hapsedilmişlik hissini vurgulayan bir "kadın sesiyle" aktarmak metni daha sarsıcı kılar; feminist bir çevirmen için Esther sadece bir roman kahramanı değil, dilde de özgürleşmesi gereken bir öznedir.
Feminist çeviri çalışmaları bize dilin tarafsız bir araç olmadığını, içine doğduğumuz toplumun tüm değer yargılarını sessizce taşıdığını hatırlatır. Çevirmen ise bu yapının içinde pasif bir köprü değil, zihinler arası bir devrimi ve dildeki değişimi inşa eden kişidir. Damla Göl (2015) ve Sinem Bozkurt (2014) gibi araştırmacıların çalışmaları da bize dildeki bu kalıpları esnetmenin mümkün olduğunu gösterir.
Eğer dil bir inşa ise, biz neden hâlâ bize dar gelen o eski odalarda yaşamaya devam edelim? Feminist çeviri, dilde yeni odalar açmak ve o meşhur "sadakat" zincirlerini daha adil bir anlam için kırmak adına elimizdeki en kıymetli anahtarlardan biridir. 1980’li yıllarda daktilo başındaki kadınların başlattığı o sessiz ama gürültülü değişim, bugün bizim "kadın", "başarı" ve "özgürlük" gibi kavramları yeniden tanımlamamıza olanak sağlıyor. Sonuç olarak; eğer Sylvia Plath’in Esther’i o cam fanusun içinden bugün daha güçlü bir sesle bize ulaşabiliyorsa, bu, çevirmenin "sadık bir gölge" olmayı reddetmesi sayesindedir.
Netice itibarıyla, feminist çeviri sadece bir yöntem değil, bir bakış açısıdır. Çevirmenin o "görünmez" pelerinini çıkarıp anlamın inşasında aktif bir mimara dönüştüğü her an, dilde yeni bir özgürlük alanı açılır. Eğer bu dil hepimize dar gelen odalardan oluşuyorsa, o odaların duvarlarını yıkmak ve daha geniş, daha adil bir dünya kurmak bizim elimizde. Unutmayalım ki metne müdahale etmek, ona ihanet etmek değil; aksine, metnin içindeki o hapsedilmiş sesi özgür bırakmaktır.

Referanslar
- Bozkurt, S. (2014). Touched Translations in Turkey: A Feminist Translation Approach (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi)
- Göl, D. (2015). Türkiye'de 1980 Dönemi Feminist Çeviri Hareketinin Kadın Çalışmasındaki Rolü (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi).
- Saki Demirel, A. (2020). A Sociological Approach to Feminist Translation Practices in Turkey: The Case of Feminist Websites.

Yapay Zekâ Kullanımı
- Bu çalışmada yapay zekâ araçları, metnin dilsel düzenlenmesi, ifade akıcılığının iyileştirilmesi ve görsel içeriğin oluşturulması amacıyla kullanılmıştır.

Author

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Notify of
guest

0 Comments
Oldest
Newest Most Voted
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x