Şiirin Yeniden Doğduğu Yer: Çeviri
Şiir çevirisi her zaman edebi çeviri bağlamında en çok tartışılan konulardan biri olmuştur; çünkü şiirin diğer metinlerden farklı olarak kendine özgü fonetik, ritmik ve simgesel anlam katmanları ile biçimsel özelliklere sahip olması şiir çevirisini diğer metin türlerinin çevirisine kıyasla çok daha kapsamlı ve zor bir süreç hâline getirir. Eğer şiir çevirisinde yalnızca dilsel ve anlamsal unsurların dikkate alındığı bir çeviri anlayışı benimsenirse ortaya çıkan çeviri şiirin okurda yaratması beklenen duygusal ve estetik etkiyi yansıtamayabilir. Bu durum da şiirin çevrilemeyeceği yönündeki düşüncelerin güçlenmesine neden olabilir.
Şiir çevirisinde biçimsel, dilsel ve anlamsal özellikleri farklı kültürlere birebir aktarma çabası şiir çevirisini tekdüze hâle getirebilir ve bu durum şiirin işlevini ve evrenselliğini sorgulatabilir. Şiir, sadece “anlaşılması gereken” bir metin değildir; aynı zamanda hissedilmesi, yaşanması ve okuyucuda etki bırakması gereken bir sanattır. Bu nedenle şiir çevirisi, yalnızca anlamı aktarmakla sınırlı olmayan; şiirin estetik ve duygusal etkisini yeni bir dilde yeniden kurmayı amaçlayan yaratıcı bir süreçtir. Tam da bu yönüyle, şiirin çevrilebilirliği onun etkisinin başka bir dilde de var olabileceğini gösterir.
Çevirmen; dil bilinci yüksek, araştırma konusunda donanımlı ve eleştirel bir okur olmasının yanı sıra her an tutarlı ve bilinçli şekilde hareket etmelidir. Yani aldığı kararları sadece “ben böyle hissettim/düşündüm” şeklinde tanımlamak yerine metin üretimini bağlam ve hedef kültür temelinde savunulabilir bir uzmanlık pratiği olarak gerçekleştirme konusunda yetkin olmalıdır. Buna ek olarak çevirmenin hem kendi diline ve kültürüne hem de hedef dilin ve kültürün dinamiklerine hâkim olması, şiirin anlamını ve biçimini hedef kültür doğrultusunda yeniden harmanlamasına olanak tanır. Böylece şiir, farklı kültürlerde yeniden hayat bulabilir. Bu bağlamda çevirmen, bir şair rolüne bürünerek kaynak metnin hedef kültüre ulaşmasını sağlayan bir köprü işlevi görür. Can Yücel’in Her Boydan adlı şiir kitabında da vurgulandığı üzere okur, çevrilmiş dizeleri okuduğunda hem şairin hem de çevirmenin sesini duyar; ancak nihayetinde bu ses ne bütünüyle şaire ne de yalnızca çevirmenindir. Ortaya çıkan ses, her ikisinden beslenen fakat onlardan bağımsızlaşan “üçüncü bir şair” sesidir.
Şiirin doğası gereği tek bir anlama indirgenemediği kabul edildiğinde, çeviride de tek bir anlama bağlı kalma beklentisinin sorgulanması kaçınılmazdır. Sonuçta aynı dili konuşan okurlar dahi aynı şiiri okuduklarında farklı duygular hissedip farklı anlamlar çıkarabiliyorken, çeviride neden tek ve değişmez bir anlamın korunması beklenmektedir? Bir okur olarak şiir çevirisinden beklentim elbette birebir, sanki bir düzyazıymışçasına bir çeviri değildir; aksine, benim ana dilimde farklı dillerin ve kültürlerin farklı biçimler ve anlamlar aracılığıyla olsa da hayat bulmasını sağlaması ve beni duygusal olarak besleyebilmesidir. Bu yüzden ben bu durumu şairden ya da şiirin anlamından bir kopuş olarak değerlendirmiyorum ya da tek bir anlam arayışında olmuyorum. Aslında şiir çevirisinden beklentimiz bizim düşüncemizi de şekillendiriyor. Yani Fransız bir şairin Fransızca şiirinin biçimsel, dilsel ve anlamsal olarak birebir çevirisini Türkçede veya başka bir hedef dilde görmeyi beklemek bir yanılgıya sebep olabilir. Çünkü şiir çevirisinde eşdeğerlik aramak bütün insanların aynı dilde konuşmasını, aynı kültürde yaşamasını istemek gibi bir şey. Bu yüzden şiir çevirisinde eşdeğerlik yerine işlevsellik üzerine yoğunlaşılması gerektiğini düşünüyorum. Eğer çevirmen şairin kendisine ve kalemine, şiirin çizgisine ve işlevine yeterince hâkim olursa işte o zaman şiir çevirisi hedef kültürde ve dilde bir kayıp olarak görülmeden hayat bulabilir.
Şiir çevirisinin uzun bir dönem boyunca “prescriptive” (kuralcı) ve kaynak odaklı bir bakış açısıyla ele alınmış olması da şiirin çevrilemez olduğu, çevrilse bile yeterli olmadığı yönündeki düşüncelerin güçlenmesine yol açmıştır. Şiirdeki biçimsel, dilsel ve anlamsal sapmalar üzerine yoğunlaşılması çeviri sürecinde çözüm üretilmesi gereken durumlara yeterince odaklanılamamasına neden olabilmektedir. Ancak 1970’ler, çeviri tarihi açısından önemli bir dönüm noktası kabul edilir çünkü bu dönemle birlikte şiir çevirisi yalnızca kuralcı yönüyle değil, aynı zamanda descriptive (betimleyici) bir bakış açısıyla da ele alınmaya başlanmıştır. Kuralcı yaklaşım, çevirinin nasıl olması gerektiğini belirleyen ve kurallar ile kaynak metne sadakati merkeze alan bir anlayışı temsil ederken betimleyici yaklaşım; çeviri olan şiiri kaynak metne ne ölçüde sadık olduğuna göre yargılamak yerine, çeviri metnin hedef dilde estetik, işlevsel ve kültürel olarak nasıl konumlandığını betimlemeyi öncelemiştir.
Çevirinin ne ve nasıl olması gerektiği değil, hedef dilde ne ve nasıl işlev gördüğüne odaklanılması gerektiğini savunan anlayışın somut bir karşılığını Işın Öner’in “To Read or Not to Read” adlı yazısında görmek mümkündür. Bu bağlamda; Can Yücel tarafından kaleme alınan “Haldun Taner’e” adlı şiirin hem kaynak metnini hem de Özlem Zorlu tarafından yapılan çevirisini paylaşmak istiyorum:
Özlem Zorlu’nun Can Yücel’in “Haldun Taner’e” adlı şiiri üzerinden yaptığı İngilizce çeviri, kaynak metni sözcük düzeyinde aktarmaktan ziyade şiirin kültürel ve duygusal bağlamını hedef kültürde yeniden kurmayı amaçlayan işlevsel bir yeniden yazım örneğidir. Türkçe şiirde Haldun Taner’e yöneltilen ağıt, İstanbul mekânları ve İslâmî cenaze ritüeliyle şekillenirken Zorlu bu yapıyı Hint kültürüne taşıyarak şiirin muhatabını Mahatma Gandhi’ye dönüştürür. Böylece Teşvikiye Camii ve Küplüce Mezarlığı gibi mekânlar, Raj Ghat ve kutsal Ganj Nehri ile karşılanır; tabutun omuzlarda taşınması imgesi, bedenin yakılması ve küllerin kutsal sulara bırakılması ritüeliyle işlevsel olarak yeniden kurulur. Can Yücel’in şiirinde “Yürüyordun aramızda / Yürüyordun aramızdan” dizeleriyle kurulan ayrılış ve geçiş hâli, İngilizce metinde bedenin “among the flames” ve “among the flowers” ifadeleriyle dağılıp her yere yayılması yoluyla korunur. Benzer biçimde, Türkçe şiirde cenaze duasının ritmini çağrıştıran “çokbigüzel” tekrarları, İngilizce çeviride Gandhi’nin son sözleri olan “He Ram” yinelemeleriyle karşılık bulur.
Şiirin finalindeki “Yepyeni bir İstan-buldun” dizesinde yer alan sözcük oyunu ve ölüm sonrası yeni bir varoluşa ulaşma fikri ise, çeviride “Once cage for the body, now home to Moksha” ifadesiyle Hint inanç sistemine uygun bir metaforla yeniden anlamlandırılır. Bu bağlamda Zorlu’nun çevirisi; anlamı birebir korumaktan çok şiirin duygusal etkisini, ritüel yapısını ve işlevini hedef kültürde yaşatmayı amaçlayıp şiir çevirisinin yaratıcı ve dönüştürücü doğasını açıkça ortaya koyan bir örnek niteliğindedir.
Şiir çevirisini bir başka yönüyle ele aldığımızda estetik dilin kullanımının okurda belirli bir etki yaratmaya, duygu uyandırmaya ve anlam yoğunluğu oluşturmaya yönelik olduğu söylenebilir. Bu anlamda şiirde ne söylediği kadar nasıl söylendiği de önemlidir. Dilin düzyazıdan ayrıldığı en belirgin noktadır bu belki de. Estetik dilin aktarılması kelimeleri birebir aktarmaktan ziyade şiirin okurda yarattığı etkiyi yeniden kurma meselesidir aslında. Yani kaynak dilde deneyimlediğimiz etkiyi hedef dilde de görebilmektir. Çevirmen; ilk olarak şairi ve o şiirin dilini ve anlamını bilmelidir. Şiir nasıl oluşturulmuş ve ne aktarmak istiyor bunun bilincinde olmalıdır. Sonra bu şiirin kelime seçimine, anlam yoğunluğuna, imgelerine, ses ve ritim gibi temel ögelerine odaklanmalıdır. Şairin kelime oyunlarını, metaforlarını, anlam yoğunluğunu ve oluşturduğu ahengi aslında hedef dilde o dile uygun olarak işlemelidir.
Şiir çevirilerinde dilin estetik yapısını da gözeterek, bunu hedef dilde işleyerek yerine getirebilen çeviri örneklerine çokça rastlarız. Dylan Thomas tarafından yazılan ve Can Yücel tarafından çevrilen “Paper and Sticks” (“Çıra Körük”) şiirine değinmek isterim. Öncelikle Dylan Thomas’ın şiir anlayışının anlamdan önce sese odaklı olduğunu da belirtmek gerekiyor. Can Yücel’in yapmış olduğu çeviride de size “sesi” nasıl aktarmış olduğunu aşağıda vermiş olduğum dizelerde göstermek istiyorum.
Dylan Thomas’ın “When in our bed I was tossing and turning” dizesinde uykusuzluk yalnızca anlam yoluyla değil, kelimelerdeki seslerin yarattığı hareket hissiyle de aktarılır. Yani “tossing” ve “turning” kelimelerinde tekrarlanan “t” ve “n” sesleri ile “-ing” ekinin sürekliliği dizenin duraksamadan akmasına neden olur ve bu akış, yatakta sağa sola dönme hâlini hem ses düzeyinde hissettirir hem de zihnimizde canlanmasına olanak sağlar. Can Yücel’in “Yatakta bir yandan bir yana döndüğüm zaman” dizesi ise bu etkiyi birebir ses eşleşmesiyle değil, Türkçenin doğal tekrar yapısıyla kurar. “Bir yandan bir yana” ifadesindeki yinelenen “yan” sesi ve paralel yapı, kaynak metindeki huzursuz hareketi Türkçede duyulur hâle getirir. Böylece her iki dizede de uykusuzluk, doğrudan adlandırılmadan ses ve ritim yoluyla okura hissettirilir.
“All I could see were his brown eyes burning” dizesinde ise estetik etki, anlamı açıklamaktan çok ses ve ritim düzeniyle kurulur. “Brown” ve “burning” kelimelerinde yinelenen “b” sesi dizeye yoğun bir akış kazandırır ve böylece dikkat doğrudan bakışta toplanır. “Burning” kelimesinin dize sonunda yer alması, ritmik bir durak oluşturarak gözlerin yakıcılığını öne çıkarır. Çevirideki “Bütün görebildiğim ela gözleriydi yanan” dizesi ise bu estetik yapıyı Türkçenin olanaklarıyla sürdürür. Cümle akışı bakışın tek bir noktaya kilitlendiğini hissettirirken “yanan” sözcüğünün sona bırakılması, kaynak metindeki vurgu düzenini ritmik olarak karşılar. Ardından gelen “By the green of a one pound note” dizesinde ses ve ritim belirgin biçimde sadeleşir. Duygusal yoğunluk kısa ve düz bir yapı içinde somut bir nesneye bağlanır. “Bir liralık bir bangnot yeşilinde” çevirisi de aynı kısalık ve kapalılığı koruyarak bu ritmik daralmayı Türkçede yeniden üretir.
Burada estetik etki, anlatılan durumun açıklanmasından çok seslerin ve ritmik akışın yarattığı duyusal etkiyle kurulmaktadır. Uykusuzluk ve yoğun bakış hâli, tekrar eden sesler ve akışı kesmeyen yapılar sayesinde hareketli ve canlı bir biçimde hissedilirken ardından gelen somut nesne imgesiyle ritim bilinçli olarak sadeleştirilir. Çeviri metin de bu estetik mantığı koruyup birebir ses eşleşmesi aramak yerine, Türkçenin tekrar ve akış olanaklarını kullanarak benzer bir ahenk yaratır. Her iki metinde de dizelerin bitişleri, vurgunun dize sonlarında toplanması ve kısa, kapalı yapılarla tamamlanması sayesinde örtüşür. Böylece ses, ritim ve dize sonu düzeni iki dilde de estetik uyumun temel yapı taşı hâline gelir.
Düşüncelerimi özetleyecek olursam şiirin çevrilemezliği mutlak değildir; çünkü bir şiirin çevirisi kaynak metnin aynısı olmak zorunda değildir, birebir çeviri olmadan da hedef dilde işlevsel ve şiirsel olarak varlığını sürdürebilir. Ne şiire ne de şaire ihanettir; belki de şiire ve şaire sadakat için olması gereken budur. Asıl olması gereken şairi özümseyip şiiri hedef dilde işlevsel hâle getirebilmektir. Burada söz konusu olan şairden veya şiirden vazgeçiş değil, şairin düşüncesini ve sesini hedef dillerde ve kültürlerde yeniden hayata getirmek; yani bir yeniden doğuşa öncü olmaktır. Duygularımızın, düşüncelerimizin ve fikirlerimizin çok yönlü şiir sanatında tek bir anlama ve kişiye indirgemeden hayat bulmasını istemektir.
Referanslar
- Tanyıldız, A. (2021). A descriptive approach to (im)possibility of poetry translation: A case study on pseudotranslation (Yüksek lisans tezi, İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi). https://openaccess.29mayis.edu.tr/xmlui/handle/20.500.12723/c1940
- Taş, S. (Ed.). (2019). Çeviribilimde araştırmalar. Hiperlink Yayınları.
- Yücel, C. (2019). Her boydan. Yapı Kredi Yayınları
- https://www.poetryfoundaction.org/poets/dylan-thomas
- MrHearne. (2018, 7 Haziran). Paper and sticks by Dylan Thomas. Rambling at the Bridge Head. https://ramblingatthebridgehead.wordpress.com/2018/06/07/paper-and-sticks-by-dylan-thomas/ https://www.canva.com/templates
Yapay Zekâ Kullanımı
- Yapay zekâ bu yazıda dil düzenleme, yazım ve noktalama denetimi, anlatımın netleştirilmesi ve fikir yürütme amacıyla kullanılmıştır.

