Aurora Leigh: Elizabeth Barrett Browning’in Şiiri, Benim Romanım

Aurora Leigh: Elizabeth Barrett Browning’in Şiiri, Benim Romanım

İngiliz edebiyatı romantizminin öncüsü ve en büyük şairi, Viktorya Dönemi’nin ‘Poet Laurate’ (devlet şairi veya baş şair) unvanına sahip olan William Wordsworth 1850’de öldüğünde bu unvanın, kadınların isimlerini gizleyerek eser yazdığı bir dönemde ilk defa bir kadın şaire verilmesinin söz konusu olduğunu biliyor muydunuz?

Yazarın, Michele Gordigiani tarafından 1858’de resmedilmiş bir portresi

 

Elizabeth Barrett Browning, 1806’da on iki çocuğun en büyüğü olarak İngiltere’de dünyaya geldi. Annesini küçük yaşta kaybetti. Kardeşleri ve baskın bir karakter olan babası ile Hope End isimli bir sokakta çocukluğunu geçirdi. Çocukluğunu geçirdiği bu sokağın ismi Elizabeth’in romantik ruhuna oldukça hitap etmiş olmalı çünkü zaten uzun bir süre umutsuz bir yaşam sürdürdü.

Çocukluğunda yakalandığı bir hastalık sonucu ciğerlerinde bir damarının kopması, kendisinin daha sonraları ‘my natural ill health’ (benim doğal sağlıksızlığım) olarak adlandıracağı duruma yol açtı. Küçük yaşta hayatını ele geçiren bu hastalık psikolojisi ve baskıcı babasının etkisi ile kardeşlerinden başka bir erkek görmeden çoğu zaman kendi kendini eğitmek için çalıştığı masasında bir nevi manastır hayatı yaşadı.

Öğrenmeye olan hevesi, durağan hayatında onu heyecanlandıran nadir şeylerdendi. Kendi kendine Antik Yunanca, Latince ve Fransızca öğrendi. Sayısız kitap okudu. Yaşamayı deneyimleyerek değil, kitaplarda yazanlardan öğreniyordu. Edebiyata aşkı ve şiire yeteneği yazım hayatına erken yaşlarda başlamasına vesile oldu fakat bütün gün hasta yatağında yatan, kitaplar okuyan ve bilgi edinmeye çalışan Elizabeth, hiç tatmadığı gerçek bir yaşama özlem duyuyordu artık. Özellikle Elizabeth’e düşkün olan babası ise çocuklarının başka bir yere gitmelerine hatta evlenmelerine dahi razı gelmeyen bir adamdı. Yazdığı şiirler ile edebiyat dünyasında yavaş yavaş ünlenmeye başlayan Elizabeth Barrett, artık her gün hayran mektupları alan ve adım atamadığı dışarı hayatında tanınan bir kadındı. Ona Browning soyadını veren, hastalığını iyileştirip odasından dışarıya adım atma cesaretini göstermesini sağlayan hayatının aşkı Robert Browning ile tanışması da bu yolla oldu.

Kendisi de şair olan Robert Browning, Elizabeth’e mektuplar yazan hayranlarından yalnızca bir tanesiydi başlangıçta. 1845’te, kendisinden altı yaş büyük ve çok daha ünlü olan Elizabeth Barrett’a yazdığı hayran mektubuna “I love your verses with all my heart, dear Miss Browning.” (Şiirlerinizi bütün kalbimle seviyorum, sevgili Bayan Browning.) cümlesini ekleyerek Elizabeth’in ilgisini çekmişti. Çünkü Robert, Elizabeth’e olan aşkından o kadar şüphe duymuyordu ki henüz tanışmamalarına rağmen ona ‘Miss Browning’ deme cesaretini gösterebilmişti. Bir süre mektuplaşarak iletişim halinde kalan ikili; çok hasta ve babası tarafından evine adeta hapsedilmiş Elizabeth dışarı adım atamadığı için Robert Browning’in Wimpole sokağındaki Barrett evine ziyarete gelmesi ile ilk kez birbirlerini görmüşlerdi; kitaplara ve tiyatro oyunlarına bugün hala konu olan o dillere destan aşkları alevlenmişti. Ömrü boyunca babasına karşı gelmemiş olan Elizabeth Barrett, Robert’la evlenmek için evden kaçmış ve ölene kadar da babası tarafından affedilmemişti. Robert Browning’in hayatına girmesi ile hastalık psikolojisini aşmış, hiç bilmemesine rağmen özlemini duyduğu o gerçek yaşamı tatmıştı. Bu nedendendir ki babasının kurallarını çiğnemekten pişmanlık duymamıştı. O artık Elizabeth Barrett Browning’di.

Robert Browning ile evliliğinin ardından Floransa’da yaşamak üzere İtalya’ya yerleşti ve hayatının en önemli eserlerini ismi Casa Guidi olan evinde verdi. 1849’da kırk üç yaşındayken anne oldu ve 1861’de elli beş yaşındayken Floransa’da, çok sevdiği eşinin yanında hayata gözlerini yumdu. Casa Guidi, Elizabeth Barrett Browning için önemli olduğu kadar benim için de oldukça önemli. Öyle ki Aurora Leigh’i çevirmeye, 13 Nisan 2022’de bu evin önünden geçtikten sonra kesin olarak karar verdim. İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümüne başladığım günden beri, son sınıfta tez kapsamında bir eser çevireceğimi ve bu eserin Viktorya Dönemi’ne ait olacağını biliyordum. Bu benim için bir hedef bile değildi, zaten olması gereken bir şeydi. Fakat, adımlarım beni Casa Guidi’nin önüne çıkarıncaya değin bu eserin Aurora Leigh olacağını bilmiyordum. O gün, o sokaktan geçmek içimde çoktandır var olan bir gizi çözmüştü sanki. Şimdi, biraz Aurora Leigh’den bahsetmek istiyorum sizlere.

Casa Guidi, Floransa

Aurora Leigh bir şairdir. Annesi Floransalı bir İtalyan, babası ise İngiliz’dir. Öykü, küçük yaşta olan Aurora’nın annesini ve babasını kaybetmesiyle başlar. Tıpkı Elizabeth gibi Aurora da kendi kendini eğiten güçlü bir karakterdir ve yegâne amacı şair olmaktır.  Şiirine sıkı sıkı tutunan ve dönemin zor koşullarında ayakta durmaya çalışan Aurora, kuzeni Romney Leigh’den evlilik teklifi alır fakat şairliğini her şeyin üstüne koyduğu için Romney’e âşık olmasına rağmen bu teklifi reddeder. Aurora, İtalya’ya taşınma kararı alır ve Londra’dan Floransa’ya yolculuğu sırasında Paris’e uğrar. Burada yolu, İngiltere’den tanıdığı Marian Erle ile kesişir. Marian Erle’den dinlediği olaylar sonucu, İngiltere’de bıraktığı Romney hakkında yeni şeyler öğrenir ve özetle hikâye çözüm bölümüne doğru yol alır. Eserin sonunda, Elizabeth Barrett Browning’in hayatında olduğu gibi Aurora da ömrünü hayatının aşkı, Romney Leigh ile birleştirir. Viktorya Dönemi’nin ünlü eserlerinden konu ve anlatım açısından bir eksiği olmayan Aurora Leigh, benim nezdimde bugün Türkiye’de de geniş bir okuyucu kitlesi olan Charlotte Bronte’nin Jane Eyre’i kadar iyi bir eserdir. Hatta, kurgusal olarak Jane Eyre’e benzerdir de.

1860’da Arthur Hughes tarafından resmedilmiş, Aurora’nın Romney Leigh’i reddettiği anın betimlendiği The Tryst isimli eser

İngiliz edebiyatının önemli yazarlarından ve eleştirmenlerinden biri olan Virginia Woolf, Elizabeth Barrett Browning hakkında biyografik bir roman kaleme alacak kadar hayrandır ona. 1933’te yazdığı, Türkçeye Flush ismi ile çevrilen Flush: A Biography adlı eserinde, Elizabeth’in evcil köpeği Flush’ın gözünden yazarın yaşantısını anlatır. Woolf, Elizabeth’i sevmesine sever ama yazarın başyapıtım dediği eseri Aurora Leigh’i eleştirmesini de bilir. The Common Reader adlı eserinin ikinci cildinde, Aurora Leigh’in şiir biçiminde yazılmasının bir yanılgı olduğunu ifade eder ve eseri “It is a masterpiece in embryo.” (olgunlaşmamış bir başyapıt) olarak nitelendirir. Aurora Leigh’e yapılan bu eleştiri, 1903’te Fransa’da dikkate alınmış olacak ki eserin sadece İngilizceden Fransızcaya çevrilmekle kalmadığı, biçiminin de şiirden romana dönüştürüldüğü bir baskısı çıkmıştır.

Bütün kalbimle severek öğrencisi olduğum Karadeniz Teknik Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünün tez yılında, ben de Virginia Woolf’un bu eleştirisine kulak vererek, Elizabeth Barrett Browning ve Aurora Leigh’e olan hayranlığımla daha önce Türkçeye çevrilmemiş bu eseri İngilizceden Türkçeye çevirmeyi ve biçimini şiirden romana dönüştürmeyi amaçladım. Bu amaç doğrultusunda, çevirimi yapmadan önce yazarın hayatı, diğer eserleri, yaşadığı dönem ve eserin kendisi hakkında geniş bir literatür taraması yaptığımı söylemem gerek. Daha çok başında olduğum bu çeviri sürecinde, şimdiye dek çevirdiğim kısımdan bir parçayı sizinle paylaşmak istiyorum. Paylaştığım bu kesitte, eserin ana karakteri Aurora, uzun süredir görmediği ve kaybolduğunu hatta zaman zaman öldüğünü düşündüğü Marian karakterini Paris’te bir çiçek pazarında buluyor. Aynı adamla, Romney Leigh, birtakım geçmişleri olan bu iki kadın karakterin karşılaşma anı ve kurgunun kırılma noktalarından birisidir. Öyle ki eserin ilerleyen kısmında, bu karşılaşmadan sonra Aurora, Marian hakkında gerçekleri öğrenecek ve İngiltere’de olan Romney ile bu sayede tekrar iletişime geçecektir.

Sıradan bir tesadüf

Her şeyi değiştirdi. Dün gece pek uyuyamamıştım,

Ve ruhuma keder veren düşüncelerle, yatağımda

Bir sağa bir sola dönmekten yorgun düşmüştüm.

Henüz bütün yıldızlar gökten silinmemişken,

Erkenden kalktım. Çiçek pazarında,

-ki bana göre Paris’in en gezilesi yerlerinden biriydi burası-

Bu dünyada hala güller var mıydı

Emin olmak için gezindim.

Bir avare gibi dolaştım, bir sanatçı gözüyle baktım etrafa,

Sanatçılara ilham veren şeyleri görmeye ve hafızama kazımaya çalışarak,

Sanki tam anlamıyla orada değildim de

Uzaktan bakan bir gözlemciydim. Genç ve hayat dolu kalabalık,

Siyah ve örgülü saçlarıyla insanlar, sıkış tepiş gözüküyordu.

Çiçek demetlerinin arasında, pazarlık yapmaya çalışanların

Neşeli kıkırtıları ve hızlı konuşmaları, adeta

Çiçeklenmiş bir ağaca konmuş ispinozların

Cıvıltısından farksızdı. Aniden,

Kalbim yerinden fırladı; işittiğim bir sesle irkildim

Kısık bir ses, içinden geçen dileği

Kelimelere dönüştürmeden önce, zihninde

Bir yolculuğa çıkmış gibi hissettiren

Uzun duraksamalarla ve Fransızcaya yabancı bir aksanla,

Ağır ağır, “Bu çiçeklenmiş karaçalı demetinin fiyatı en son ne olur?”

Diye sordu. Aldığı yanıt üzerine,

“Öyle mi? Benim için biraz fazla öyleyse.”

Sonra, yüzünü bana doğru çevirdi

O kadar yakınımdaydı ki, iç çekişinin hafif rüzgarını

Tenimde hissettim.

Buraya kadar okuduğunuz bu çeviri metni, Aurora Leigh’nin orijinal metninden yapmış olduğum çevirimin şiir halidir. Çeviri sürecimde eseri bir romana dönüştürmeyi hedeflesem de kaynak metne bağlı kalarak ilk aşamada şiir halini de çevirmeyi uygun gördüm. Bu sayede, iki aşamadan oluşan sürecimde, her iki çeviri versiyonunu da ölçüp tartabiliyorum. Şimdi ise aynı çevirinin düz yazı biçimindeki halini sunmak isterim:

Sıradan bir tesadüf, her şeyi değiştirdi. Dün gece pek uyuyamamıştım ve ruhuma keder veren düşüncelerle, yatağımda bir sağa bir sola dönmekten yorgun düşmüştüm. Henüz bütün yıldızlar gökten silinmemişken erkenden kalktım. Çiçek pazarında -ki bana göre Paris’in en gezilesi yerlerinden biriydi burası- dünyada hala güller var mıydı, emin olmak için gezindim. Bir avare gibi dolaştım. Bir sanatçı gözüyle baktım etrafa. Sanatçılara ilham veren şeyleri görmeye ve hafızama kazımaya çalışarak. Sanki tam anlamıyla orada değildim de uzaktan bakan bir gözlemciydim. Genç ve hayat dolu kalabalık, siyah ve örgülü saçlarıyla insanlar, sıkış tepiş gözüküyordu. Çiçek demetlerinin arasında, pazarlık yapmaya çalışanların neşeli kıkırtıları ve hızlı konuşmaları, çiçeklenmiş bir ağaca konmuş ispinozların cıvıltısından farksızdı. Aniden, kalbim yerinden fırladı; işittiğim bir sesle irkildim. Kısık bir ses, içinden geçen dileği kelimelere dönüştürmeden önce, zihninde bir yolculuğa çıkmış gibi hissettiren uzun duraksamalarla ve Fransızcaya yabancı bir aksanla ağır ağır,

—Bu çiçeklenmiş karaçalı demetinin fiyatı en son ne olur? diye sordu ve satıcıdan gelen cevaba karşılık verdi,

—Öyle mi? Benim için biraz fazla öyleyse.

Sonra, yüzünü bana doğru çevirdi. O kadar yakınımdaydı ki, iç çekişini tenimde hissettim.

Uzun süredir, kaynak metni eksiksiz kavrayabilmek için sadece eser ve yazar ile ilgili araştırmalar değil; Viktorya dönemi ile ilgili toplumsal, sanatsal ya da bilimsel her türlü bilgiye ulaşmaya çalışıyorum. Bununla yatıp bununla kalkıyorum. Kafamın içinde o dönemde yaşıyorum diyebileceğim kadar içselleştirdiğim bir süreç bu. Bu kadar özümsediğim bir süreçte, yaşadıklarımı ve duygularımı ileride hep hatırlamak isteyeceğimi bildiğim için bir çeşit çeviri günlüğü tutmaya başlamıştım. Bu içeriği hazırlarken ilk defa günlüğümü baştan sona okudum. 18 Mart’ta yazdığım bir cümle her şeyi özetler nitelikteymiş meğer:

Elizabeth’i ve Aurora’yı anlamak için, kendimi yok ettim…

Olumsuz bir yok olmak değil ama bu. Belki yok olmak bile değil, daha çok dönüşmek. Elizabeth’ten ve Aurora’dan o kadar çok duygu karıştı ki zihnime ve kalbime sanki biz üçümüz, aynı kişiye dönüştük. Yazarın üslubu dolayısıyla eserin okuyucuya iletmek istediği duygu ve anlam, zaman zaman metnin gramatik özelliklerini birebir çeviri metnine geçirmeme ya da kelimesi kelimesine çeviri yapmama engel oldu. Bundandır ki her şeyden önce Elizabeth Barrett Browning’e sadık kalmaya içimden bir yemin ederek başladım çevirime.

Yaptığım çeviriden benim ya da hocamın daha çok beğendiği başka kesitler var elbette, fakat ben sizlere bilerek bu kesiti sundum. “Sıradan bir tesadüf, her şeyi değiştirdi.” ya da kaynak metinde Aurora’nın dediği gibi “A simple chance did it all.” diyebilmek için. Basit bir tesadüfle, büyük bir heyecanla ve tüm kalbimle başladığım ­­-ve hala daha çok başında olduğum- bu sürecin, upuzun bir yolculuk olacağını biliyorum.

Bir gün, bir kitapçıda Aurora Leigh’in tarafımdan Türkçeye çevrilmiş ve romanlaştırılmış halini görmek ve daha önce hiçbir eseri Türkçeye çevrilmemiş olan Elizabeth Barrett Browning’i Türk literatürüne kazandırmak umuduyla…

 

Görsel Kaynak

https://kathleenjonesauthor.blogspot.com/2012/05/tuesday-poem-casa-guidi-elizabeth.html

https://artuk.org/discover/artworks/elizabeth-barrett-browning-156588

http://preraphaelitepaintings.blogspot.com/2012/09/arthur-hughes-aurora-leighs-dismissal.html

Author

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Notify of
guest

0 Comments
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x