Taşın Dili
Bir metni okumakla bir manzarayı izlemek arasındaki o ince çizgi nerede kaybolur? Nil Nehri’nin kıyısında, binlerce yıl öncesinden günümüze ulaşan hiyerogliflere baktığımızda, işte bu ayrım tamamen ortadan kalkar. Karşımızda duran sadece bir alfabe değildir. Aksine, doğanın kendisinden ödünç alınan baykuşların, sazlıkların, su dalgalarının ve insan uzuvlarının birleştiği estetik bir uyumdan oluşur. Ancak bu büyüleyici görsellik sıradan bir gözlemci için sessiz bir resimken, bir çevirmen için binlerce yıllık bir bilmecenin kapısını aralar.
Antik Mısır’da yazı yazmak, Medu Neter, yani “Tanrıların Sözleri”ni taşa işlemek demekti. Bu yüzden hiyeroglifler, günümüzün hızlı ve soyut harflerine benzemez. Her biri kendi başına bir sanat eseridir. Fakat asıl tuzak tam da bu görsellikte yatar.
Mısır yazısını çevirmenin ilk kuralı, gördüğün resmin her zaman o resmin kendisi olmadığını bilmektir. Bir sütunun üzerinde, tüm detaylarıyla oyulmuş baykuş figürünü ele alalım. İlk bakışta metnin kuşlarla ya da geceyle ilgili olduğunu düşünebilirsiniz. Oysa o baykuş, çoğu zaman sadece basit bir “M” harfidir. Koskoca bir sanat eseri tek bir sese indirgenmiştir. Çevirmen olarak o an resmin büyüsüne kapılmamalı, onun işlevine odaklanmalısınız.
İşte hiyeroglif çevirisinin en zor kısmı burada başlar. Hangi sembolün resim (ideogram), hangisinin sadece ses (fonogram) olduğuna karar vermek. Peki ya kelimelerin sonuna eklenen o sessiz figürler? Hiyeroglif sisteminde, okunmayan ama kendinden önceki kelimeye anlam katan belirleyici işaretler vardır. Bu, modern dillerde olmayan, çevirirken bizi en çok zorlayan ama bir o kadar da büyüleyen kısımdır.
Örneğin, bir kelime yazdınız ve sonuna elini ağzına götüren bir adamın figürünü koydunuz. Bu figür tek başına bir ses vermez, okunmaz. Ama okuyucuya şunu söyler: Az önceki kelime ağızla ilgili bir eylemdi. Bu eylem yemek yemek olabilir, konuşmak olabilir, hatta düşünmek veya sevmek bile olabilir. Çünkü Antik Mısırlılar için kalp ve dil bağlantılıydı. Düşünce kalpte oluşur, dilde şekil bulurdu.
Bir sanatçı gözüyle bakıldığında, Antik Mısır yazısı muazzam bir esnekliğe sahiptir. Biz bugün soldan sağa yazıyoruz. Oysa hiyeroglifler özgürdür. Sağdan sola, soldan sağa ya da yukarıdan aşağıya yazılabilirler. Metnin yönünü anlamak için tek bir ipucunuz vardır: Canlı figürlerin yüzü. Kuşlar, yılanlar veya insanlar ne tarafa bakıyorsa, metin o yönden başlar ve oraya doğru akar. Metnin içine girerken sanki o figürlerle göz göze gelmeniz gerekir. Bu da çeviri sürecini interaktif bir hale getirir, metin sizi karşılar, size yol gösterir.
Bizler bugün bu şekilleri Türkçeye çevirirken, sadece kelimeleri değil, o şekillerin taşıdığı binlerce yıllık kültürel belleği de tercüme etmeye çalışıyoruz. Yürüyen bacaklar figürüyle biten bir cümleyi, sadece gitmek fiiliyle açıklayabilir miyiz? Yoksa orada bir yolculuğun, bir uzaklaşmanın, belki de bir daha dönmemenin hüznü mü vardır?
Sonuçta hiyeroglif çevirisi, taşa kazınmış donuk bir metni çözmek değil, binlerce yıl önce susmuş bir sesi yeniden konuşturmaktır. O taştaki kuşa baktığımızda, yazarının ne demek istediğini sadece anlamak yetmez; o anlamı bugünün Türkçesinde yeniden inşa etmek gerekir. Çünkü gerçek çeviri, iki dil arasında değil; iki zaman arasında kurulan bir köprüdür.
Referanslar
- Allen, J. P. (2014). Middle Egyptian: An Introduction to the Language and Culture of Hieroglyphs. Cambridge University Press.
- Gardiner, A. H. Egyptian Grammar: Being an Introduction to the Study of Hieroglyphs. Oxford: Griffith Institute. https://www.egyptianhieroglyphs.net/gardiners-sign-list/
Görsel Referanslar
- British Museum. (MÖ 1250 civarı). 'Book of the Dead', Papyrus of Ani (sheet 3): Ani's Judgment [Papirüs]. British Museum, Londra. https://www.britishmuseum.org/collection/object/Y_EA10470-3
Yapay Zekâ Kullanımı
- Yazım denetiminde kullanıldı.

