TRANS-NATION

Öz-Çeviri ya da Yazarın Mutlak Otoritesi

Çeviri çalışmalarına ilgi duyuyorsanız, “Traduttore, traditore.” (Çevirmen, haindir.) sözünü duymuşsunuzdur. Peki ya çevirmen, yazarın ta kendisiyse? Yazarın kendi metnine ihanet etmesi mümkün mü? Bu yazıda Samuel Beckett'tan Halide Edip Adıvar’a uzanarak bu soruya cevap bulmaya çalışacağız.

Edebiyat dünyasında çeviri, genellikle kaynak dildeki bir mesajın hedef dile aktarılması süreci olarak görülür ve bu süreçte yazar ile çevirmen iki farklı kişi olarak düşünülür. Ancak çeviribilimin en ilgi çekici ve en “göz ardı edilmiş” alanlarından biri olan öz-çeviri (self-translation), bu denklemi bozar. Öz-çeviri, en basit tanımıyla, yazarın kendi eserini başka bir dile çevirmesi eylemidir. Halbuki çeviribilim dünyasının 1990'lara kadar görmezden geldiği öz-çeviri, Orta Çağ’dan beri insanların kullandığı bir araçtır.

Kopyalamak mı, Yeniden Yaratmak mı?
Öz-çeviri ile standart çeviri arasındaki o ince çizgi, aslında “otorite” kavramıdır. Standart bir çevirmen, yazarın satır aralarındaki niyetini sezmeye çalışıp bunun için ciddi bir efor sarf ederken; öz-çevirmen, metnin yaratıcısı olarak mutlak bir otoriteye sahiptir. İşte bu noktada araştırmacıların bakış açıları çeşitlenir: Anton Popovič, bu metinlerin orijinalin sadece basit bir kopyası veya taslağı gibi görülmesine karşı çıkarak, sürecin “gerçek bir çeviri” eylemi olduğunu savunur. Werner Koller ise konuya “sadakat” (faithfulness) açısından yaklaşır. Ona göre yazarın kendi metnini değiştirme otoritesi olduğu için ortaya çıkan iş, standart çevirinin gerektirdiği sadakatten uzaktır ve bambaşka bir kategoride değerlendirilmelidir.

Bu süreçte yazar, metni üzerinde profesyonel bir çevirmenden çok daha fazla özgürlüğe sahiptir. Metni değiştirebilir, genişletebilir veya kısaltabilir. Bu nedenle öz-çeviri, basit bir diller arası aktarım değil, bir “yeniden yazım” (rewriting) veya “yeniden yaratım” (recreation) süreci olarak kabul edilir. Yazar-çevirmen, hedef kültürün normlarına ve okuyucusuna göre metni şekillendirme hakkına sahiptir.

Çevirmen Koltuğundaki Yazar
Öz-çeviri denince akla gelen ilk isim şüphesiz 20. yüzyılın en önemli oyun yazarlarından Samuel Beckett'tır. İrlandalı bir yazar olan Beckett, eserlerinin çoğunu Fransızca yazmış ve İngilizceye kendisi çevirmiştir (veya tam tersi). Beckett, doğuştan iki dilli (endogenous bilingual) olmamasına rağmen eserlerini sistematik bir şekilde çevirmesiyle de bilinir.

Beckett'ın Oyun Sonu (Fin de partie / Endgame) eseri üzerine yapılan incelemeler, yazarın çeviri sürecinde “özgür bir eşdeğerlilik” yakaladığını gösterir. Örneğin, Fransızca versiyon 88 sayfayken İngilizce versiyon 84 sayfadır. Beckett bazı bölümleri çevirmemeyi tercih etmiştir. Rainier Grutman, Beckett'ın bu yöntemini “simetrik

öz-çeviri” olarak nitelendirir. Zira yazar, İngilizce ve Fransızca gibi dünya edebiyatında eşit ağırlığa sahip iki dil arasında gidip gelmektedir.

Bizden Bir Örnek: Halide Edip ve “Sinekli Bakkal”
Türk edebiyatında öz-çeviri pratiğinin en çarpıcı örneklerinden biri de Halide Edip Adıvar. Halide Edip, ünlü eseri Sinekli Bakkal'ı aslında ilk olarak İngilizce yazmıştır. Eser, 1935 yılında Londra'da The Clown and His Daughter (Soytarı ve Kızı) adıyla yayımlanmış, yazar daha sonra bu eseri 1936'da Sinekli Bakkal adıyla Türkçeye kazandırmıştır.

Halide Edip'in bu edebi yolculuğu bizi iki teknik terimle karşı karşıya getirir.
- Yabancı Dilde Yaratım (Foreign Language Creation): Yazarın, kendi kültürüne ait bir hikâyeyi yabancı bir dilde yazmasıdır.
- Metinsiz Geri Çeviri (Textless Back Translation): Yazarın, yabancı dilde yazdığı eseri kendi ana diline çevirmesidir. Halide Edip örneğinde, Türkçe metin aslında İngilizcesinin bir geri çevirisi gibidir, ancak yazar ve çevirmen aynı kişi olduğu için metin üzerinde tam otoriteye sahiptir.

İlginç bir detay olarak, Halide Edip'in Sinekli Bakkal versiyonu, İngilizce orijinalinden bölümlemeler ve içerik açısından farklılıklar gösterir. Hatta yıllar sonra, başka bir çevirmen (W. D. Halsey) Türkçe Sinekli Bakkal'ı tekrar İngilizceye çevirdiğinde, ortaya yazarın orijinal İngilizce metninden farklı bir “yeniden yaratı” çıkmıştır.

İşin neticesinde öz-çeviri, sadece bir dilden diğerine geçiş değil aynı zamanda kültürel ve edebi bir köprü kurma eylemidir. İster Beckett gibi dili sadeleştirmek için, ister Halide Edip gibi yurt dışında yazdığı için yapılsın, bu süreç ortaya tek bir “orijinal” değil, birbirini tamamlayan “iki dilli bir metin” (bilingual text) çıkarır. Okuyucu olarak bize düşen, bu iki metin arasındaki boşluklarda yazarın yaratıcılığının izlerini sürmektir.

Referanslar
- Cordingley, A. (2013). Self-translation: Brokering originality in hybrid culture. Bloomsbury Academic.
- Grutman, R. (2013). Beckett and beyond: Putting self-translation in perspective. Orbis Litterarum, 68.
- Hagenbüchle, R. (1997). Translating Dickinson: The translator as cultural ambassador traduttore, traditore. The Emily Dickinson Journal, 6(2), 28-37.
- Hokenson, J. W., & Munson, M. (2007). The bilingual text: History and theory of literary self-translation. St. Jerome Publishing.
- Karadağ, A. B. ve Yalçındağ, A. S. (2020). Back and forth: The curious case of the translations of Halide Edib Adıvar’s The Clown and His Daughter. translogos Translation Studies Journal, 3(2), 41–61.
- Türkmen, P. (2021). Self-translation and the self-translated author: True interpretation or a rewriting process in Samuel Beckett’s Endgame.

Görsel Referans
- https://tr.wikipedia.org/wiki/Dosya:Halide_Edib_Ad%C4%B1var_b3.jpg
- https://commons.wikimedia.org/wiki/File:Samuel_Beckett,_Pic,_1_bw.jpg

Yapay Zekâ Kullanımı
- Grammarly programı ile dil denetimi yapılmıştır.

Author

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Notify of
guest

0 Comments
Oldest
Newest Most Voted
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x