TRANS-NATION

Bir Vampirin Sesi Olmak: Dublaj Stüdyosunda Bir İlk Deneyim



Bu yazı, Karadeniz Teknik Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü lisans öğrencisi Emine Sılanur AL'ın tez çalışması kapsamında yer aldığım süreç bağlamında kaleme alınmıştır. Kendisinin bu süreçteki değerli rehberliğine ve projede bana seslendirme sanatçısı olarak yer verme nezaketine içten teşekkürlerimi sunarım.

Bir karakterin sesi olmak ne demektir? Sadece sözleri okumak mı, yoksa o karakterin nefesini, duruşunu ve ruhunu sesinize taşımak mı? Bu soru, dublajın gerçek yüzünü burada ortaya çıkarıyor. Bu yazı, gönüllü olarak yardım etmek amacıyla katıldığım ve Türkçe dublajı daha önce yapılmamış bir film olan What We Do in the Shadows projesinde, Deacon karakterini seslendirme serüvenimi anlatıyor. Buradaki odak noktam, metni alıp ona ses, nefes, duygu ve karakter katmaktı.

Karakterim Deacon’ın orijinal seslendirmeni (Jonathan Brugh), kendine özgü bir kuru mizahı, sıkılmış bir tonu ve genç bir vampirin ukalalığını içeriyordu. Taklit etmek değil, aynı ruhu Türkçede yeniden yaratmam gerekiyordu.

Deacon karakterini seslendirirken karşılaştığım zorluklardan biri ani duygu değişimleriydi. Örneğin:

DEACON: Yapıyorum.
DEACON: Lan! Milleti getiriyorsun, sonra da öldürüyorsun!

Deacon’ın bunun gibi öfkeli olduğu sahnelerde sesimi yükselterek, gırtlaktan gelen tok bir ton yakalayabilmek adına defalarca nefes kontrolü çalıştım. Amacım, Türk izleyicilere karakterin ruhunu doğru yansıtmaktı.

Dublaj seanslarım farklı günlere yayıldığı için, karakterin ses tonu, hızı ve duygusal rengi aynı kalmalıydı. Bunu sağlamak için ilk ses kayıtlarımı referans aldım ve her yeni seansa başlarken onları dinledim.

Ayrıca, Deacon sadece konuşmuyor; bazen homurdanıyor, iç çekiyor, sıkılmış bir kahkaha atıyor. Bu fiziksel sesler, karakteri inandırıcı kılan detaylardı. Örneğin:

DEACON: Tıssssss… Bu sahne, Deacon’ın uyandığı ilk andı. Sadece “Tısss” demek yeterli değildi; uykulu, rahatsız edilmiş bir vampirin sinirli tepkisi olmalıydı. Birkaç deneme yaptım: “Tıs…” Çok nazik, tehditkâr değil. “TISSS!” Fazla agresif, Deacon o kadar öfkeli değil.

DEACON: Tıssssss… Bu sahne, Deacon’ın uyandığı ilk andı. Sadece “Tısss” demek yeterli değildi; uykulu, rahatsız edilmiş bir vampirin sinirli tepkisi olmalıydı. Birkaç deneme yaptım: “Tıs…” Çok nazik, tehditkâr değil. “TISSS!” Fazla agresif, Deacon o kadar öfkeli değil.

Şu cümleyi seslendirmek o kadar zorlu bir deneyimdi ki defalarca kayıt almak zorunda kaldık: “Kanatlarını kocaman açtı, üzerimden uçtu ve: ‘Hiiihahaha! Artık bir vampirsin!’”

Hikâyede, onu vampire dönüştüren Petyr adlı karakter bu ifadeyi Deacon'a söylemişti. Bu kısa ifadede hem Deacon'ın anlatıcı sesinden Petyr'ın taklit edilen sesine geçiş yapmak, hem de ürkütücü bir dönüşüm anını alaycı bir mizahla aktarmak gerekiyordu. “Hiiihahaha!” derken sesi tizleştirmeden o karanlık, ürkütücü vampir tonunu yakalamalı; ardından “Artık bir vampirsin!” cümlesini hem bir ilan hem de bir şaka gibi sunmalıydım. İşte o ince çizgiyi bulmak için mikrofon başında tekrar tekrar nefes aldım, tonladım, yeniden denedim. Her “Hiiihahaha!” bir öncekinden farklı tınladı, ta ki Deacon'ın hikâyeyi anlatırken içindeki o asi, bıkkın ama bir o kadar da eğlenceli ruhu tam olarak yakalayana kadar. O an, sadece Deacon'I seslendirdiğimi değil, ona yeniden can veren kişinin ben olduğumu hissettim.

Tüm bu teknik ve duygusal zorluklar, bana seslendirme sanatının bir makine ya da basit bir çeviri işi olmadığını gösterdi. Filmin çevirisi bir kâğıda dökülmüştü, ancak çevrilmiş metni alıp ona hayat vermek tamamen seslendirenlerin işiydi. Bir makine şu nüansları asla yakalayamazdı:

Tonlamadaki küçük değişimler: Aynı cümleyi iğneleyici, sinirli veya sıkılmış şekilde söyleyebilmek. Duraklamaların anlamı: “Ben… … gencim” ile “Ben gencim” arasındaki fark. Buradaki amaç, Deacon’ın sesini hem genç hem yüzyılları görmüş bir vampir tınısıyla sunmak.

Bu tınıyı sunma çabasıyla birlikte, en büyük kazanımım dinlemek oldu. Orijinal performansı defalarca dinleyip ne söylediğinden çok, nasıl söylediğini anlamak ve tutarlılık göstermek oldu. Dublajın tutarlılık konusunda bir altın kuralı vardır: Karakterin sesi, ilk sahneden son sahneye kadar değişmemeli. İlk kayıtlarımda Deacon’ın ukala, rahat ve biraz sıkılmış tonunu yakaladıktan sonra, bu tonu tüm proje boyunca korumak asıl zorluktu. Bana verilen “Daha az heyecanlı”, “Daha cool”, “Şimdi biraz daha yavaş, daha bıkkın” gibi yönlendirmeler doğrultusunda, bu tonu sabit bir karakter sesine dönüştürmeye çalıştım.

En büyük zevki ise "Tamam, bu oldu!" sesini duyduğum anda yaşadım. O an, karakterle tam anlamıyla bütünleştiğimi hissettim.

Bu projeden sonra, dublajın görünmez bir sanat olduğunu fark ettim. İyi yapıldığında seyirci seslendirmeyi fark etmez, sadece karakteri duyar. Deacon’ı seslendirmek, bana şunu öğretti: Bir karakteri seslendirmek, ona sadece ses değil, bir beden, bir duruş ve bir ruh vermektir. Mikrofonun önünde tek başınıza olsanız da aslında tüm ekiple birlikte yeni bir can yaratırsınız.

Referanslar
- https://www.quora.com/Is-it-harder-to-voice-act-when-dubbing-than-other-types-of-voice-acting
- https://lans.uantwerpen.be/index.php/LANS-TTS/article/view/790
- https://www.tandfonline.com/doi/full/10.1080/0907676X.2024.2328757

Görsel Referanslar
What We Do in the Shadows filminden alınan sahne görüntüleri, görsel bir referans olarak kullanılmıştır. Bu referanslar Google'ın Gemini yapay zekâ modeline yüklenmiş ve modelden, bu sahnelerden ilham alarak özgün, minimalist illüstratif görseller oluşturması istenmiştir
- Modele, yüklenen bu sahne görüntüleri referans alarak, aynı kompozisyon ve karakter pozlarını koruyan ancak minimalist, illüstratif bir sanatsal tarza dönüştürmesi talimatı verilmiştir. Prompt olarak "bu sahneyi minimalist çizim tarzında yeniden oluştur" veya "bu sahne görüntüsünü illüstrasyon stilinde yorumla" gibi direktifler kullanılmıştır.

Author

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Notify of
guest

0 Comments
Oldest
Newest Most Voted
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x