TRANSLATION PROFESSIONALS

Kelimelerle Dövüşmek: Yücel Tuğan ile Spor Anlatıcılığında Dil ve Çevirinin Önemi Üzerine Bir Söyleşi

Uzun zamandır birçok spor dalına ilgi duyan biri olarak, hayatımın bir döneminde spor sunuculuğuna kafayı takmıştım. İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümünü seçtikten sonra hep, “Dil bilmenin spor sunuculuğuna katkısı olur mu acaba? Bu iki unsuru birleştirebilir miyim?” gibi düşüncelerle zihnim meşguldü. Bu süreçte, dilin ve çevirinin spor anlatıcılığındaki önemine dair pek çok soru oluştu zihnimde. İşte tüm bu sorulara ışık tutacak bir söyleşi gerçekleştirme fırsatını, çok sevdiğim, spora sesiyle anlam katan ve anlatımıyla spora farklı bir boyut kazandıran Yücel Tuğan ile yakaladım. Kendisiyle bu söyleşiyi yapabilmek adına her ne kadar ısrarcı davransam da samimi yaklaşımı için kendisine bir kez daha teşekkür ederim. Keyifli okumalar dilerim!

İrem Keskin (İK): Merhabalar Yücel bey, röportaj teklifini kabul ettiğiniz için teşekkür ediyor ve tekrardan hoş geldiniz diyorum. Hazırsanız ilk sorumuz ile başlayalım. MMA ve UFC spikerliği kariyeriniz nasıl başladı? Bu alan sizi en çok hangi yönüyle etkiledi?
Yücel Tuğan (YT): Merhabalar tekrardan, çok teşekkür ederim. Spikerliğe 2008’de Eurosport’ta başladım. O dönem haber spikerliğinin yanında snooker, tenis, futbol, kış sporları ve dövüş sporları da anlatıyordum. Dövüş sporları olarak da Eurosport’un içeriklerinde daha çok K-1, kik boks ve boks maçları vardı. Bu sporları anlatarak dövüş sporları spikerliğine başladığımı söyleyebilirim. MMA, Türkiye’de zaten çok fazla bilinmiyordu; dünyada da biraz mesafeli bakılan bir spordu.
Birkaç yıl sonra Fight Network kanalında da spikerlik yapmaya başladım. İlk MMA yayınlarını Fight Network’te yaptım. FN’de BJJ, grappling, sumo, kik boks, boks gibi hemen her dövüş dalının yanında ONE, Cage Fighting, KSW gibi MMA organizasyonlarını da anlatma fırsatı buldum. S Sport’un 2017 yılında kurulmasıyla beraber de ilk UFC anlatımlarım başladı. Sekiz yıldır da diğer dövüş organizasyonlarının yanında UFC’yi de anlatmaya devam ediyorum.
MMA’in etkileyiciliği en başta temel bir soruya yanıt olarak çıkmış olması: Hangi dövüş sanatı daha iyi? Dövüş sporlarının karşılaştırıldığı, üzerinde Bloodsport, Enter the Dragon gibi filmlerin de kapsamaya çalıştığı bu soruya MMA bire bir yanıt veriyor. Diğer dövüş sanatlarının her biri kendi içinde keyifli olsa da MMA tüm dövüş sporlarını birleştirmesiyle gelişim alanını sürekli artırıyor. Sürekli gelişen bir spor dalı olmasının yanında, dinamik olması, adeta nefes almanıza izin vermeyen bir hızda gerçekleşmesi de beni etkileyen yönlerinden birkaçı. Bitiriş yüzdesinin diğer sporlara göre yüksek olması heyecanı daha da arttırıyor. MMA’in özelinde UFC ise bu sporu en iyi sunan organizasyon. MMA’in dinamizmi ve hızı merkeze alan yönünü, UFC prodüksiyon yapısıyla birebir yansıtıyor. Gereksiz hiçbir şeye izin vermeyen yayın akışıyla ve yayıncılık anlayışı ile izleyicinin tüm isteklerini karşılıyor. Bu açıdan da diğer organizasyonlardan ayrılıyor.
İK: Spikerlik yaparken, farklı dillerden gelen terminolojiyi Türkçeye çevirmekte nasıl bir yol izliyorsunuz?
YT: Öncelikle ilgili sporların Türkiye’deki federasyonlarının kural kitaplarına bakıyorum. Kural kitaplarında terimlerin Türkçesini bulabilme şansınız var. Ancak bazı sporlarda ya da yeni olan sporlarda bu kural kitapları bulunamayabiliyor ya da aradığınız terimlerin karşılığı olmayabiliyor. Bu gibi terimleri, araştırarak ve ilgili sporları yapan sporcularla iletişime geçerek Türkçeye çevirmeye çalışıyorum. Birebir çevirinin yanında, sporun yıllar içerisinde Türkiye’de yapılmasıyla doğal olarak ortaya çıkmış terimler olabiliyor. Bunları biraz sahada sporcularla konuşarak; onlara da danışarak belirleyebiliyorsunuz. Ancak pek çok terim, sporu yapanlar tarafından da yabancı dildeki haliyle kullanılıyor. Bu kelimeler “yabancı” olsa da bizim dilimize de yerleşmiş terimler oluyor. Çevirisini yapmanın zor olduğu bu kelimelerde yine de onu karşılayacak Türkçe bir tabir kullanıyorum. Yayınlarda bu tür terimleri hem kabul görmüş yabancı dildeki karşılığıyla hem de Türkçede ona en yakın çevirisiyle kullanmaya çalışıyorum.
İK: Spikerlik kariyerinizde çeviriyle ilk temasınız nasıl oldu? Çeviri sizin için ne ifade ediyor?
YT: Eurosport’ta haber editörlüğü ve spikerliği yaptığım zamanda ilk kez çeviri yapmam gerekti. Haber metninde özellikle röportajları çeviriyordum ve bu metinlerin çevirisini kelimesi kelimesine yaptığımı söyleyebilirim. Sporla ilgili çeviri yaptığımdan dolayı, yani bir açıdan yüzeysel açıklamalarla karşılaştığımdan dolayı, o hız içerisinde birebir çeviriden çıkmak da pek mümkün olmuyordu. Vakit olunca, biraz daha derin bir röportajla karşılaştığımda ise; dille oynayarak, farklı kelime ve ifade biçimleri arayarak, hem kendim için daha keyifli hem de dinleyen için daha ilgi çekici metinler yazmaya çalıştığımı hatırlıyorum. Ancak bunlar çok ender oldu. Sporun dışında üniversitede kitap çevirisi de yaptım, en azından bir felsefe kitabının bir bölümünü çevirmiştim. Ancak çok zor bir iş olduğunu anladım ve bir daha da böyle bir şeye niyetlenmedim.
Haber dairesindeki metinsel çevirinin dışındaysa yayınlarda simültane çeviri yapıyorum. Bu çevirilerde birebir söyleneni aktarmaya çalışıyorum. Tabii ki sporcunun o anki duygusal durumunu da anlatımınıza katmaya çalışıyorsunuz. Yine de en önemlisi sporcunun söylediğini seyirciye aktarmak. Bu bir oyun gibi abartılabilir ancak önemli olan sporcunun söyledikleri. O nedenle ne dendiğini aktarabiliyorsam bu benim için yeterli oluyor.
İK: Çeviri deneyimi, spikerlik becerilerinizi nasıl etkiledi?
YT: Spikerliğe genel olarak bir hikâye anlatımı olarak bakıyorum. Hikâyeye dinleyenleri dahil etmek, onların ilgisini çekmek önemli. Bu noktada üslup ve anlatım biçimi devreye giriyor. O karşılaşmanın hikâyesini, eşleşmedeki meseleyi anlatıp var olan duygusunu aktarmaya çalışıyorum. Çevirinin de bir oyun tarafı var. Amaç, sporcuların maçı kazandıktan sonraki ya da maç öncesindeki duygularını aşırıya kaçmadan iletmek. Bunlar aslında çizgisi çok net olmayan şeyler. Akışını bilmediğimiz bu yayında, çevirisi yapılan hikâyede duygu aktarımını kuvvetlendirip, zenginleştiriyor. Sporcunun tüm çalışmalarının öncesinde veya sonrasında duygusal yoğunluğunu görüyorsunuz ve aktarmaya çalışıyorsunuz. Çeviri, sporcuları birebir dillendirdiğimiz, hikâye anlatımına katkı sağlayan, zaman zaman anlatım biçimini belirleyen önemli bir alan olarak spikerliğe katkı sağlıyor. Aslında oyunun hikâyesini daha çekici bir şekilde anlatmaya motivasyon sağlıyor.

İK: Canlı yayın sırasında, sporcuların açıklamalarını ya da anonsları çevirirken nasıl hızlı ve doğru karar verebiliyorsunuz?
YT: Bu çok kolay olmuyor. Özellikle röportajlar alan sesiyle beraber kulağımıza geldiği için duymak ve çevirmek zorlaşıyor. Röportajlar İngilizce yapılıyor. Ana dili İngilizce olmayan sporcular İngilizce konuşurken çeviri yapmak daha kolay. Ancak farklı aksanlarda ana dili İngilizce olan sporcuları çevirirken söylenen bazı şeyleri kaçırabiliyorsunuz. Burada bir karardan bahsedeceksek, tabii ki anlamadığım yerlere giremiyorum. Duyabildiğim, anladığım kadarıyla çeviriyi tamamlıyorum.
İK: Çeviri ve yabancı dille ilgili unutamadığınız bir anınız var mı? Belki bir kelimeyi yanlış çevirip komik duruma düştüğünüzü düşündüğünüz ya da yaratıcı bir çözüm bulduğunuz an/olay var mı?
YT: Simültane çeviride bazen aksandan dolayı çok zor durumlara düştüğüm oldu. İskoç aksanı ya da Liverpool bölgesinin Scouser aksanı özellikle çevirmesi çok güç olabiliyor. Aklımda kalan snooker oyuncusu John Higgins’in bir şampiyonluk konuşması var. Ağır bir İskoç aksanıydı ve hiçbir şey anlamamıştım. Hiçbir dediğini çeviremedim. Seyirciye bunu anlamadığımı samimiyetle söylesem de tabii ki çok kötü hissettim. Bir daha Higgins’in kazanıp da konuşma yapmasını istemeyecek kadar kötü.
Sporcular, özellikle dövüşçüler, çok küfürlü konuşabiliyor. O küfürleri yayında çevirmek tabii ki mümkün değil. Onun yerine, “senin kaba etlerini tekmelerim,” “lanet olasıca” gibi aslında bizim dublaj kültürümüzde de yeri olan tabirlere başvuruyorum. Ya da söyleyebileceğim şekilde o anda aklıma ne geliyorsa ona göre çeviri tercihi yapıyorum. Bunları da yine eğlenceli bir şekilde vermeye çalışıyorum. Tüm bu süreçler keyifli oluyor. Yanlış bir çeviri yaptıysam onu da şaka yoluyla düzeltiyorum. Pek çok örnek var bunlardan. İşin bir parçası gibi oldu, keyifli.
İK: Sizce canlı yayında “spikerlerin kâbusu” olan en zorlu UFC isimleri hangileri? Hiçbir sporcunun adını yanlış telaffuz edip kendinizi kötü hissettiğiniz bir şeyler oldu mu?
YT: Yayınlardan önce telaffuzlara baksam da söylemesi güç isimler oluyor tabii ki. Baktığım isimlerin de yayın sırasında doğru telaffuzunu hatırlamak zaman alıyor. Genelleme yaparsak, Brezilyalılar ve Polonyalılar zorlayanların başında geliyor. Sonradan otursa da Joanna Jedrzejczyk’i ilk çıktığı zamanlarda söylemek oldukça güçtü. Jan Blachowicz’in de oturması vakit aldı. Aksanlarla yıllar içerisinde karşılaşsam da isimlere tekrar tekrar bakmak gerekiyor. Jessica Andrade’ı da başta yanlış söylediğimi hatırlıyorum. Brezilyalı isimlere ekstra bakmak gerekiyor. İngilizce isimler de olsa, onlar da bazen farklı telaffuz ediliyor. Hata yapınca tabii ki kötü hissediyorsunuz ancak ağızdan çıkmış oluyor, bir sonrakine önlem alıyorsunuz. UFC dışına bakarsak, Eurosport’ta Polonya futbol ligini anlatırken çok zorlanmıştım. Hemen hepsi Polonyalılardan oluşan takımların ilk 11’lerini kendi kağıdıma söylenişleriyle yazmıştım. En zoruysa, sanırım olimpiyatlarda ismi 30 harften oluşan bir halterciyi anlatırken olmuştu. Tabii ki tek seferde söylemek kolay değildi ama onu bir şaka malzemesi yapıp işin içinden çıktığımı hatırlıyorum.
İK: Çeviride yapay zekâ gibi yeni teknolojilerin spikerlik mesleğine pozitif ya da negatif etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
YT: Bizim meslek anlık anlatım üzerine kurulu olduğu için yapay zekâ tam olarak bizim mesleğe dahil olamadı. En azından çeviri açısından. Yoksa yapay zekânın da spikerlik deneyimleri var. Örnek olarak BBC Wimbledon sırasında yapay zekâyı kullanmıştı. Ancak neyse ki, henüz biz anlatmaya devam ediyoruz. Çeviri açısından, ben yayınlar sırasında kullanmıyorum. Röportajlar gibi önceden hazırlık yapılabilen alanlarda ya da araştırdığım bir konu varsa yapay zekâya başvuruyorum. Yine de çeviriyi tabii ki kendim de kontrol edip son halini veriyorum. Anlık anlatım sırasında yapay zekâ, yaptığı çeviriyi spikere ulaştırabilirse olumlu katkı yapacaktır. İşimizi elimizden alacak diye bir çekince var pek çoklarında; yine de yukarıda bahsettiğim konularda da öncelikle zaman kazanma açısından katkı sağlıyor.
İK: Çeviride yapay zekâ gibi yeni teknolojilerin spikerlik mesleğine pozitif ya da negatif etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
YT: Sadece çeviri ile ilgili değil, spor anlatıcılığına yönelmek isteyen herkes için kurslar var. Sayıları az ama öncelikle buralara bakabilirler. Açıkçası, ben yolda öğrendim. Benim mesleğim spikerlik demem de yıllarımı aldı. Biraz da mutfağında, yayın yaptıkça oluşan bir meslek. Tabii ki öncesinde diksiyon eğitimi almak, spikerliğin temellerini kavramak önemli ama zamanla gelişiyorsunuz. Kendi kendine de anlatmak önemli. Bunları bilen birine dinlettirmek de... Kariyer olarak tercih edilecekse de o sektörden ya da kurumdan kişilerle iletişime geçilebilir. Onların ilanları takip edilebilir. O kurumlarda sizi tanıyan birilerinin olması da size yardımcı olacaktır. Birilerinin size referans olmasıyla tabii ki sektöre daha rahat girebiliyorsunuz. Bu yoksa da sertifika programlarından sektördeki kişilerle tanışabilir ve kendinize böyle bir yol çizebilirsiniz. Benim başlangıcım da Kadir Has Üniversitesi’nin düzenlediği Spor İletişimi sertifika programına katılmamla olmuştu. Orada sektörden insanlarla tanışarak ne yapmak istediğime karar vermiştim. Çeviri yapabiliyor olmak da en azından bir dile hâkim olduğunuzu gösterir ki, yabancı dilin spor anlatıcılığında ve spor sektöründe değeri çok büyük. Önemli bir artı olacaktır.

Yücel Tuğan’ın anlattıkları, sadece spikerliğin değil, çevirinin ve dilin de ne kadar geniş yelpazede etkili ve önemli olduğunu bir kez daha gösterdi bana. Hem ekran karşısında hem kuliste ortaya konulan onca emeği görmek, ‘işin mutfağını’ hissetmek gibiydi bu söyleşi.

Belki bir gün sizler de mikrofon başına geçer, kulağınızda dönen o cümleyi bir başka dile çevirirken kalbinizin nasıl attığını hissedersiniz. Unutmayın, bu işte her kelime bir yumruk, her cümle iyi bir maç sonu röportajı kadar etkili olabilir.

Şimdilik söyleşi bizden, alkışlar sizden. Ve bu söyleşimizi burada... TEKNİK NAKAVT EDİYORUZ!

Görsel Referanslar
- https://www.instagram.com/p/DDhwH-oI6H4/?img_index=4&igsh=dG9oNXFsbmxrY2Vw

Author

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Notify of
guest

0 Comments
Oldest
Newest Most Voted
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x