Baa Baa, Black Sheep:Kısa Öykü Çevirisine Hazırlık Süreci
Bitirme tezi kapsamında okul hayatım boyunca hep çeviri üzerinden bir çalışma yürütmeyi istiyordum ancak nasıl bir çalışma yapacağım kafamda hiçbir zaman tam olarak netleşmemişti. Çeviri yapma fikri beni hep biraz tedirgin etmişti fakat gün sonunda kendimi çevirmek üzere bir kısa öykü ararken bulmuştum. Danışman hocamın desteğiyle birlikte Türkçeye hiç çevrilmemiş bir eser aramaya başladım.
Bu araştırma süreci beklediğimden çok daha uzun sürdü. Başlangıçta, yalnızca çocuk edebiyatına odaklanmışken bir süre sonra kendimi kısa öyküleri incelerken buldum ve bu arayışla tam iki ayı geride bıraktım. En sonunda türlere odaklanmayı bırakıp doğrudan yazarlar üzerinden ilerlemeye karar verdim. İşte tam o noktada, Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan ilk İngiliz yazar Joseph Rudyard Kipling ve onun Baa Baa, Black Sheep adlı kısa öyküsüyle karşılaştım.
Pek çok yazarın pek çok eserinde olduğu gibi, Kipling ‘in bu eseri de yazarın kendi hayatından derin izler taşımaktadır. Kipling de bu eserinde kendi hayatından derin izler bırakmıştır. Yarı otobiyografik bir özellik taşıyan bu öyküde, yazarın çocukluk yıllarında yaşadığı ağır ve yıpratıcı dönemin yansımalarını görmek mümkündür. Kipling, bu zorlu yılları geçirdiği evden, otobiyografisi Something of Myself’te (Kendimden Bir Şey), “House of Desolation” (Keder Evi) olarak bahseder. Gördüğü fiziksel şiddeti ise şu sözlerle dile getirir:
“I had never heard of Hell, so I was introduced to it in all its terrors. … Myself, I was regularly beaten.” (Cehennemin adını hiç duymamıştım, bu yüzden tüm dehşetiyle Cehennemle tanışmamı sağladılar. ... Bana gelince, düzenli olarak dayak yiyordum.)
Bu bilgileri öğrendikten sonra eser benim için yalnızca bir tez konusu olmaktan çıktı. Kipling’in bu sözleri beni o kadar derinden etkilemişti ki artık başka bir eser çeviremeyecekmişim gibi hissediyordum. Onun hayatından izleri, bu öykü aracılığıyla keşfedecek olmak beni inanılmaz derecede heyecanlandırmıştı. Kitaplarla aram hep iyi olmuştur ancak bir yazarın hayatının, kaleme aldığı satırlara nasıl yön verdiğini ilk kez bu kadar yakından gördüm. Kipling'in yaşadığı acıları bilmek, çeviri yaparken her kelimeyi daha hassas seçmemi sağlayacak. Bu süreçte sadece bir eseri Türkçeye kazandırmakla kalmayacağım, yazarla aramda adeta manevi bir bağ kuracağım.
Çeviriye başlamadan önce metni ne benimsemiş kadar olursam olayım, analiz sürecine girdiğimde aslında nasıl bir kültürel yoğunluğun ortasında olduğumu fark ettim. Baa Baa, Black Sheep; iki farklı kültürün ögelerini, 1800’lerin Hindistan’ını ve Kipling’in kendine özgü dilini bir araya getiren katmanlı bir oldukça metindi.
Kahramanımız Punch da ailesinden uzakta, bilmediği bir dünyaya gönderilen bu çocuklardan biridir. Ancak Kipling, bu durumu okura doğrudan açıklamaz. Bunun yerine metinde şu tür gizemli sorularla karşılaşırız: “Up the Ghauts in a train?” (Trenle mi çıkacağız Gat Dağları’na?) “Will you take Meeta with you to Belait?” (Belait’e Meeta’yı da götürecek misin?) yanında
Hikâyenin başında Punch, Hindistan’da "Punch-baba" ve "Meeta" gibi yerel bakıcıların şefkatiyle, Hintçe kelimelerin (ayah, hamal) havada uçuştuğu bir evrendedir. Ancak İngiltere’ye adım attığı an, bu renkli palet yerini karanlık odalara, ıslak sokaklara ve sert bir disipline bırakır. Bu yapı, çeviri sürecinde beni zorlayacak gibi görünse de analiz ilerledikçe yalnızca kelimelere değil, metnin ruhuna da hâkim olmam gerektiğini daha iyi anlıyorum. Metnin kültürel katmanında ise, Punch’ın Hindistan’daki “küçük efendi” (sahib) statüsünden İngiltere’deki “günahkâr çocuk” konumuna düşüşüyle şekillendiğini görüyoruz.
Hindistan sahnelerinde hizmetçilere buyuran ve Hintçe dualarla uyuyan Punch, İngiltere’ye adım attığı an bu kültürel özgürlüğünü kaybeder. Örneğin; Hindistan’da her istediği yapılan bir çocukken, “House of Desolation”da sırf ayakkabılarını çıkarmayı unuttuğu veya doğru kelimeyi seçemediği için sertçe cezalandırılır. Bu durum, sömürge coğrafyasının sınırsız hürriyeti ile Viktorya İngiltere’sinin boğucu dini disiplini arasındaki derin uçurumu gözler önüne serer. Metinde ise bu katman, güneşli bir çocukluk imgesinin üzerine İngiliz sisinin ve katı kuralların çöküşünü resmeden hüzünlü bir dönüşüme işaret eder.
Öykünün Hindistan, altındaydı. geçtiği İngiliz O 1800’lerde sömürgesi dönemde Hindistan’da yaşayan İngiliz aileler, çocukları belli bir yaşa geldiklerinde eğitim için onları İngiltere’ye, bir bakıcının yanına gönderirdi.
Buradaki “Belait” kelimesi özellikle dikkat çekicidir. O dönemde yerel halk bu kelimeyi “uzak diyar” ya da “Avrupa” anlamında kullanıyordu. Benzer şekilde “Apollo Bunder” (Bombay’daki bir iskele) veya “Ghauts” (dağ silsilesi) gibi yer adları da 1800’lerin Hindistan’ında herkesin bildiği, güncelliğini ancak bugün yitirmiş isimlerdir. Bir Türkçe okur için bu kelimeler ilk bakışta hiçbir şey ifade etmeyebilir. Bir çevirmen olarak benim görevim, okurun bu tarihsel boşlukta kaybolmasını engellerken metnin o eski dokusunu da koruyabilmektir.
Kipling, okurun bazı bilgilere zaten sahip olduğunu varsayarak yazar. Metinde geçen Cometh up as a Flower gibi kitap adları ya da Shakespeare’in Twelfth Night oyunundan dizeler buna örnektir. Yazar, bu dizelerin Shakespeare’e ait olduğunu belirtme gereği bile duymaz; bunu okurun genel kültürüne bırakır. Bir İngiliz okur için bu referanslar tanıdık olabilir ancak bir Türk okur için bu bölümler havada kalma riski taşır.
Ben bir okur olarak metnin akıcı olmasını sevsem de karşıma çıkan göndermeleri tam olarak anlayabilmeyi ve metinle daha güçlü bir bağ kurabilmeyi önemserim. Bir çevirmen olarak da okura nitelikli bir okuma deneyimi sunabilmek adına Kipling’ in üslubuna ve diline sadık kalırken Fear of the Lord ya da Valley of Humiliation gibi derin anlamlar taşıyan metaforları korumayı hedefledim.
Analiz süreci boyunca bir metni gerçekten çevirmeye hazırlanmanın ne anlama geldiğini tüm açıklığıyla kavradım. Bu aşama bana, çevirinin yalnızca dilleri bilmekle sınırlı bir beceri olmadığını; metnin içindeki kültürel katmanlara, tarihsel bağlama ve yazarın kurduğu anlatı dünyasına hâkim olmayı gerektiren çok yönlü bir süreç olduğunu gösterdi. Baa Baa, Black Sheep üzerinde çalışırken sözcüklerin ötesinde bir anlam ağıyla karşı karşıya olduğumu ve bu ağı çözmeden yapılacak bir çevirinin eksik kalacağını fark ettim. Bu nedenle analiz süreci benim için yalnızca bir hazırlık aşaması değil, metne ve yazara yaklaşımımı yeniden şekillendiren belirleyici bir deneyime dönüştü.
Referanslar
- Kipling, R. (1937). Something of myself. Macmillan & Co
Yapay Zekâ Kullanımı
- Dil kontrolü ve düzenlemesi amacıyla kullanılmıştır.

