Kıyamet Sonrası Dünyaya Dair Betimsel Bir Mini-Kurgu (Flash Fiction) Örneği: H. P. Lovecraft’tan Hafıza (Memory) ve Öz İnceleme
The United Co-operative cilt. 1, sayı 2 (Haziran 1919): 8.
HAFIZA
Nis vadisinin rengi soluk hilali yetersizce parlar. Işığının iri bir upas ağacının vebalı yaprakları arasından ilerleyebilmesi için, yolunu cılız boynuzlarıyla yırtarak açar. Ve vadinin derinliklerinde, ışığın ulaşamadığı yerlerde ise, bakmanın haram kılındığı biçimsiz silüetler hareket eder. Yamaçları gür ve kokuşmuş örtüyle kaplıdır; şeytani asmalar ve habis bitkiler yıkık sarayların taşları arasından sürünür, paramparça sütunların ve tuhaf anıtların çevresine sıkıca dolanır ve unutulmuş eller tarafından döşenmiş mermer zeminleri yerinden kaldırır. Harap haldeki avlularda, fevkalade irilikteki ağaçlarda küçük maymunlar sıçrar, derin hazine mahzenlerinde ise zehirli yılanlar ve pul derili isimsiz mahlûklar kıvranıp durur.
Rutubetli yosun tabakaları altında uyku halindeki taşlar çok büyük; kopup düştükleri duvarlar da bir zamanlar epey heybetlidir. Onları inşa edenler, sonsuza dek ayakta kalsın diye inşa etmişlerdir; hakikaten de hâlâ asaletle hizmet etmekteler, zira altlarında gri bir kurbağanın saltanatı devam etmektedir.
Vadinin ta dibinde, suları irin gibi yapış yapış ve yosunlarla tıkanmış Than Nehri uzanır. Gizli pınarlardan doğup yer altı çukurlarına doğru öyle akar ki, Vadinin İblisi dahi sularının neden kızıl olduğunu veya nereye aktığını bilmez.
Ay ışığını mesken tutmuş Cin, Vadinin İblisine şöyle der: “Artık ihtiyarladım ve pek unutkanım. Bana bu taş yapıları inşa edenlerin görünüşlerini anlat, amellerinden bahset ve adlarını söyle.” Ve İblis cevap verir: “Ben Hafıza’yım. Geçmişin bilgeliğine vâkıfım; ancak ben de yaşlıyım. Bu varlıklar, tıpkı Than Nehri’nin suları gibilerdi; anlaşılmaz. Amellerini hatırlamıyorum, kıvılcım gibi ansızın gelip geçtiler. Şekilleri gözümün önünde belli belirsiz, ağaçlardaki küçük maymunlara benzerlerdi. Adları ise hatırımda berrak, zira nehrin adıyla uyumlu, kafiyeliydi. Geçmişin bu varlıklarına İnsan denirdi.”
Ardından Cin, cılız boynuzlu aya geri uçar ve İblis, harap haldeki avluda büyümüş bir ağacın dalındaki küçük bir maymuna dikkatle bakakalır.
Çeviri Notları ve Cümleler Üzerine
H. P. Lovecraft tarafından 1919 yılında yazılmış bu mini öyküde, insan yaşamına münhasır olan zaman kavramı, yaşamın yok olmasıyla birlikte tamamen yitip gitmiştir. Hâl böyleyken, erek metin üzerine verilecek ilk ve en önemli kararlardan biri; anlatıda hangi zaman kipinin kullanılacağıdır. Bu doğrultuda, kaynak metnin büyük bir bölümüne hâkim olan geniş zaman kipini, erek metinde de anlatı akışını bozmayacak şekilde korumaya çalıştım. Ayrıca, sıfat bakımından epeyce zengin ve lezzetli bir yazım dili kullanan Lovecraft’ın bu mini öyküsünü Türkçeye aktarırken bu sıfatları onun gibi çeşitli tutmaya, bunu yaparken ifade ettikleri anlamlardan uzaklaşmamaya çalıştım.
“In the valley of Nis the accursed waning moon shines thinly, tearing a path for its light with feeble horns through the lethal foliage of a great upas-tree.”
Giriş cümlesine gelince, kaynak metinde bir bütün olarak verilmiş olsalar da metnin çevirmeni olarak okurun dikkatini ilk önce aya, sonrasında da ışıklarının gittiği yere çekmeye çalıştım. Bu amaç uğruna giriş cümlesini iki farklı cümle olarak ele aldım. Buradaki bir diğer detay ise Lovecraft’ın “upas-tree” tercihidir. Özellikle zehirli bir ağaç olduğundan ve dönemin edebiyatında genellikle ölümü, zehri ve yozlaşmışlığı temsil ettiğinden, erek metinde “vebalı” kelimesiyle o kötücül ve bulaşıcı hastalık tonunu korumaya çalıştım.
“And within the depths of the valley, where the light reaches not, move forms not meet to be beheld.”
Yukarıda görebileceğimiz ikinci cümledeki kritik nokta ise, “meet” kelimesi yaygın anlamı olan “buluşmak” anlamında kullanılmamış; olumsuzluk ekiyle birlikte “uygunsuz” anlamında eski bir kullanımıyla karşımıza çıkmıştır. Burada kültürel bir ögeyi dahil edip “bakmanın haram kılındığı” şeklinde ifade ederek aynı tekinsiz tonu çeviri metinde de tutturmaya çalıştım.
“For all time did their builders erect them, and in sooth they yet serve nobly, for beneath them the grey toad makes his habitation."
Bu cümlede ise, yapıların geçmişten gelen uzun süreli tarihi bir çırpıda anlatılıyor olsa da asıl vurgunun “habitation” sözcüğünde olduğunu düşünmekteyim. Bir zamanlar var olan insanların gururla inşa ettiği görkemli binalar artık gri bir kurbağaya kalmıştır. Bu noktada “habitation” sözcüğünü “saltanat” olarak ifade etmenin cümlede amaçlanan bu ironik tonu, yani insanların var ettiği saltanatı bir kurbağanın sürüyor olmasının tezatlığını iyi yansıttığını düşünmekteyim.
“These beings were like the waters of the river Than, not to be understood.”
Bu defa karşımıza Lovecraft’ın yine mesafeli duruşunu koruduğu bir cümle çıkıyor. İnsanlıktan bilhassa “beings” kelimesiyle bahsedilen bu cümlede okura aktarılmak istenen o insanlık dışı, zamansız ve bilinmez şekilde süren varoluş atmosferinin, erek metinde “insanlar” karşılığıyla bozulacağını düşünmekteyim. Bu yüzden kelime tercihinde “mahlûkat” veya “varlıklar” arasında kalmış bir haldeydim. Fakat “mahlûk” kelimesi dilimizde daha çok gayri insani varlıkları adlandırmak için kullanıldığından, tercihim belirsizliği koruyan “varlıklar” ifadesinden yana oldu.
“Their deeds I recall not, for they were but of the moment.”
Amellerini hatırlamıyorum, kıvılcım gibi ansızın gelip geçtiler.
Bu kısımdaki “but of the moment” ifadesi, zaman kavramının kaybolduğu bir var oluşta yahut gezegenin var oluş sürecine kıyasla insanlık tarihinin okyanusta bir damla oluşunun, epeyce kısa oluşunun bir vurgusunu yapmakta. Burada zaman, ileriye doğru akan bir kavram olarak ele alındığından dolayı, “gelip geçen” ifadesinin yanına Türkçe’de çok kısa süren olayları tasvir etmek için uygun olabilecek “kıvılcım” ifadesini kullanmanın o “kıyasla kısalığı” hissettireceğini düşünerek tercihimi bu yönde yaptım.
“These beings were like the waters of the river Than, not to be understood...their name I recall clearly, for it rhymed with that of the river. These beings of yesterday were called Man.”
Bu noktada birbirleriyle olan güçlü alakalarından dolayı iki cümleyi birden ele alacağım. Kültürel, yapısal ya da anlamsal değişiklikler gerektiren kelime oyunlarından bir tanesi ile karşı karşıyayız: “Than – Human.” Fakat bu karşılaşma, ancak şanslı bir çevirmenin başına gelebilecek, nadir bir an çünkü ne mutlu ki, tıpkı “human” kelimesi gibi Türkçe’deki “insan” sözcüğü de nehrin adı olan “Than” sözcüğüyle kafiyeli. Bu yüzden herhangi bir alternatif kelime arayışına girmek, yapıyı tümüyle bozup yeniden inşa etmek ya da anlamı koruma amacıyla erek metni kelime oyunundan ve/veya metin bütünlüğünden mahrum bırakmak gerekmiyor.

