Arthur Conan Doyle Anlatısında Gerilimi Çevirmek: The Gully of Bluemansdyke Örneği
Arthur Conan Doyle’un kısa hikâyeleri, yalnızca olay örgüsüyle değil, gerilim kurma biçimi ve betimleyici diliyle de dikkat çeker. The Gully of Bluemansdyke, bu yönüyle yazarın dramatik yoğunluğu yüksek anlatılarından biridir. Bu çalışma, söz konusu hikâyeden seçilmiş bir bölümün Türkçeye çevirisini sunarken metnin özgün atmosferini, ritmini ve anlatı gerilimini korumayı amaçlamaktadır. Çeviri sürecinde, hem kaynak metnin anlatı tonuna sadık kalmak hem de hedef dilde akıcı ve etkileyici bir anlatım oluşturmak temel önceliğim olmuştur.
Asker için harekete geçme vakti gelmişti. Son kayaya ulaşmıştı; artık plato ile arasında sadece oraya buraya dağılmış birkaç taş parçası kalmıştı. Nöbetçinin mırıldandığı şarkının uzaklaştıkça cılızlaştığını duyabiliyordu. Kılıcını çekti; sol elinde Adams marka tabancasını tutarak bir kaplan çevikliğiyle sırtın üzerinden atlayıp çukura süzüldü.
Nöbetçi, taşların gürültüsü ve tıkırtısıyla daldığı düşüncelerden irkilerek sıyrıldı. Hızla dönüp tüfeğini omuzladı. Nefesinin kesilmesine ve bronzlaşmış yüzünün kireç gibi olmasına şaşmamalı; bir ressam o anki yüz rengini yakalamak için paletine bir parça lacivert eklemek zorunda kalırdı. Şüphesiz ki çıplak ayakları ve pirinç düğmeleriyle karanlıkta hareket eden bu figür, nöbetçi için utanç ve darağacı demekti. Askerin çadıra dalışını ve kılıcının parıltısını gördü. Çadır direğinin kesilmesiyle kanvasın uyuyanların üzerine çöküşünü ve çıkan gürültüyü
duydu. Ardından küfürlerin ve bağırışların arasından sakin bir İrlandalı sesi yükseldi: “Elimde on iki mermi var. Hepinizi enseledim, her birinizi! Elleri kaldırın! Kaldırın diyorum, yoksa elimi kana bulayacağım! Tek bir harekette hepiniz tahtalı köyü boylarsınız.”
Braxton eğilmiş, devrilmiş çadırın girişini açmıştı; şimdi içerideki altı haydutun başında dikiliyordu. Adamlar uyandıkları vaziyette, elleri başlarının üzerinde boylu boyunca uzanıyorlardı; zira kendilerine doğrultulmuş iki siyah namluya ve o soğukkanlı sese karşı koymak imkansızdı.
Etraflarının sarıldığını ve çaresizce yenildiklerini sanıyorlardı. İçlerinden tek bir kişi bile, tüm saldırı gücünün karşılarında duran bu tek adamdan ibaret olduğunu hayal dahi edememişti. Durumu ilk kavrayan nöbetçi oldu. Takviye kuvvetlerin geldiğine dair ne bir ses ne de bir işaret vardı. Silahının kapsülünü kontrol edip çadıra doğru sürünmeye başladı. Braidagarth ve Yorkshire tepelerindeki pek çok bekçi, onun ne kadar usta bir nişancı olduğuna şehadet edebilirdi. Tüfeğini omzuna yasladı. Braxton bir “tık” sesi duydu ama gözünü veya silahını altı esirinden ayırmaya cesaret edemedi. Nöbetçi nişangahı gözüne hizaladı; hayatının bu atışa bağlı olduğunu biliyordu. Yüzündeki ifade artık şaşkınlıktan ziyade şeytani bir hal almıştı. Nişanını son bir kez kontrol etmek için duraksadı; tam o anda bir patlama sesi duyuldu ve bir beden gürültüyle yere serildi. Braxton hâlâ esirlerin başında dikiliyordu; ancak nöbetçinin silahı ateşlenmemişti, kendisi ciğerinden yediği kurşunla yere yığılmıştı.
“Gördün mü,” dedi Chicago, bir kayanın arkasından elinde tüten silahıyla doğrularak. “Seni tek başına bırakmak içime sinmedi Jack. Gerekirse araya girip yardım edeyim dedim ki ihtiyacın olduğu da ortadaydı, inkâr edemezsin.”
Görsel Referanslar
- https://www.gutenberg.org/cache/epub/69260/pg69260-images.html
Yapay Zekâ Kullanımı
- Dil denetimi amacıyla kullanılmıştır.

